emlak

Atatürk inkilapları hakkında bilgi, Siyasal Alanda Yapılan inkilaplar, Saltanat ne zaman kaldırıldı, Cumhuriyet ne zaman ilan edildi, Halifelik hangi tarihte kaldırıldı, Hukuk Alanında İnkılap Hareketleri nelerdir, Tevhidi Tedrisat Kanunu nedir tarihi nedir, Atatürk döneminde Tarih ve Dil Alanındaki Gelişmeler, Güzel Sanatlarda Gelişme, Tekke Zaviye ve Türbelerin Kapatılması, 25 Kasım 1925 tarihli Şapka Kanunu, Soyadı Kanununun Kabulü ne zamandır, Miladi takvime geçiş ne zaman olmuştur, İzmir iktisat Kongresinde alınan kararlar nelerdir, Türk Kadın Haklarındaki Gelişmeler

çağdaşlaşma yolunda yapılan inkılaplar

Siyasal Alanda Yapılanlar
Saltanatın Kaldırılması (l Kasım 1922)
Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla milli hakimiyete dayalı bir devlet sistemi oluşturulmuş ve bu fikre dayanılarak da 20 Ocak 1921 Anayasasında “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” denilmiştir l Kasım 1922 yılında çağdaşlaşma yolunda en önemli adımlardan biri atılarak saltanat resmen ortadan kaldırılmıştır.

Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılmasıyla Cumhuriyetin ilanına giden yolda önemli bir adım atılmıştır. Yapılması gereken Osmanlı Devletinden sonra doğan bu yeni devlete isim koymak olacaktır. Bu devletin ismi hiç şüphe yok ki Atatürk’ün daha önceden de ifade ettiği gibi “Cumhuriyet* olacaktır. Zaten 20 Ocak 1921 Anayasasının 1.maddesinin sonunda Türkiye devletinin şekli hükümeti Cumhuriyettir” diye belirtilmiştir (EROĞLU 1982).

Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
Halifelik 1. Dünya savaşında da anlaşılmıştır ki etkisi olmayan sembolden öteye gitmeyen bir kurum haline dönüşmüştür. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra halifelik kurumu tamamen anlamsız içeriksiz bir hale dönüşmüş ve yeni kurulan devletin dayandığı temelin esasını da halk oluşturmuştur. Yeni kurulan rejimi tehdit edebilecek unsurların kaldırılması ise devletin geleceği için kaçınılmaz bir gerçeği yansıtıyordu. Sonuç olarak toplumun ihtiyaçlarını karşılayamayan devletin aleyhine dönen bu kurumun ortadan kaldırılması için cesur bir adım atılarak 3 Mart 1924 tarihinde halifelik kaldırılmıştır.
 

Hukuk Alanında İnkılap Hareketleri
Topluma düzen veren hukuk kurallarının çağın icaplarına ve toplumun ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi her toplumda bir gereksinimdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra ilk önce toplumun bu ihtiyaçlarıyla ilgilenilmiş ve aynı zamanda yeni kurulan devletin sağlam esaslar üzerine oturtulması sağlanmıştır. Hukukta laikleşme ve modernleşme için mecelle gibi toplumun ihtiyaçlarını karşılayamayan kanunlar yerine batının uyguladığı modern kanun sistemleri kabul edilmiş olup bunlardan bazılarını:
isviçre’den Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu’nun alınması
italya’dan Ceza Kanunu’nun alınması
Almanya’dan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun alınması
icra ve iflas Kanunu’nun büyük bir kısmının 1932′de İsviçre’den alınması şeklinde sıralayabiliriz (EROGlU 1982).

Tevhidi Tedrisat Kanunu
(Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu 3 Mart 1924)
Osmanlı Devletinin bütün kurumlarda olduğu gibi gerileme ve yıkılış dönemlerinde eğitim ve öğretim kuruluşları olan medreseler de amaçlarından sapmış bunun sonucu olarak da bilimsel ilerleme kaydedememişlerdir. Milli bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti asıl kurtuluşun eğitimden geçtiğini idrak etmiş Başöğretmen Atatürk’ün ve eğitim neferlerinin üstün gayretleri sonucunda 3 Mart 1924′re Tevhidi Tedrisat Kanunu çıkarılarak eğilimdeki karmaşaya son verilmiştir.

Harf inkılabı (Yeni Türk Harflerinin Kabulü l Kasım 1928)
1 Kasım 1928′de Arap harfleri yerine Latin esasına dayanan harfler kabul edilmiş olup Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek Türk harfleri adı ‘ile 1353 Sayılı Kanunla yeni harfler uygulama alanına konmuştur. Yeni harflerin kabulü ile okuma yazma oranının artmasına zemin hazırlanmış diğer taraftan da teknolojide ileri olan batı ülkelerine yaklaşılması sağlanmıştır.

Tarih ve Dil Alanındaki Gelişmeler
Mustafa Kemal Atatürk milli tarihimizin ve dilimizin araştırılması ve geliştirilmesi için büyük caba sarf etmiş kendi tarihimizin ve dilimizin yabancılardan değil bizzat Türk araştırmacı ve bilim adamları tarafından ortaya konulmasını istemiştir. Atatürk özellikle tarih araştırmasına çok büyük önem vermiştir. Bunun sebeplerini şöyle ifade etmek mümkündür:
Türklerin sarı ırktan olduğuna dair dünyada yayılmış olan yanlış bilgileri çürütmek Türklerin dünya medeniyetine büyük katkılarını delilleri İle ispat etmek Türk toprakları üzerindeki Yunan ve Ermeni fikirlerini dünyaca ünlü ilim adamlarını da istihdam ederek çürütmek (KARAL 1988). Tarih konusunda bu çalışmaları yürütebilmek için Gazi Mustafa Kemal’in direktifleri sonucunda 1931 yılında “Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti” kuruldu. Bu cemiyetin en önemli vazifesi bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi: “Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak tetkik etmek Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

Bu anlamda Türk Tarih Kurumunun Türk medeniyetinin araştırılması ve genç kuşaklara aktarılması için büyük çaba sarf ettiğini ve etmekte olduğunu da unutmamak gerekir.

Bir milleti millet yapan unsurlardan birisi de dildir. Zira dil bir milletin fertlerinin yegane anlaşma vasıtasıdır. Atatürk tarih ve diğer alanlarda olduğu gibi Türk dilinin korunup geliştirilmesi ve yabancı etkilerden korunmasını istemiştir. 1932 yılında açılan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” bu amacı gerçekleştirmeye yönelik çalışmalarına hemen başlamıştır. Türk Dili inkılabının önemini Atatürk Sadri Maksudi Arsal’ın “Türk Dili için” adlı eserine 1930′da şu yazıyı yazarak ortaya koymuştur;

“Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk Dili dillerin en zenginlerindendir yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” (EROGLU1982).

Güzel Sanatlarda Gelişme
Sosyal hayatın bir gereği olan güzel sanatlar insan hayatında önemli bir yer tutar. Atatürk millet hayatında sanatın yerini ve değerini şu sözlerle açıkça ifade etmiştir:
“Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz… Bir millet sanata ehemmiyet vermedikçe büyük bir felakete mahkumdur.”

Tekke Zaviye ve Türbelerin Kapatılması
Sosyal alandaki inkılaplara mani olabilecek safsata ve hurafeleri kafalardan çıkarmak açık fikirleri ve hür düşünceleri kafalara yerleştirmek bir mecburiyettir. Osmanlı devletinin yıkılış döneminde nasıl birçok kurum amacı dışına sapmışsa tekke ve zaviyeler de toplumun ihtiyaçlarını karşılayamadıkları gibi toplumsal faaliyetlerin dışına çıkarak kişi menfaatlerine hizmet etmeye başlamışlardı. 30 Kasım 1925 tarihli bir kanunla tekke zaviye ve türbelerin kapatılması ve bir takım unvanların kullanılmasının yasaklanması sağlanmıştır. Atatürk bu konudaki görüşlerini; “Efendiler ve ey millet biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişler müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır” şeklinde ifade etmiştir (GENCER ve ÖZEL 1994).

Kıyafette Değişiklik (25 Kasım 1925)
Kıyafet konusunda zaman zaman devlet adamları çeşitli nedenlerden dolayı değişiklikler yapmak zorunda kalmışlardır. Osmanlı tarihinde de II. Mahmut döneminde memur ve askerlere fes ve pantolon giydirilmesi düşüncesi II. Abdulhamid devrinde askerlere kalpak giydirilmek istenmesi bazı ulema sınıfının tepkisine neden olmuştur. Batı medeniyetinin bir bütün olarak ele alınması-dünyanın kabul ettiği medeni kıyafetin benimsenmesini gerekli kılıyordu. Atatürk 24 Ağustos 1925′te Kastamonu ve inebolu seyahatleri sırasında şapka inkılâbının ilk parolasını başında taşıdığı “panama şapka” ile halka göstermiştir.

25 Kasım 1925 tarihli Şapka Kanunu
çıkmadan önce vatandaşın şapkayı giymiş olması da göstermektedir ki yapılan inkılap halk tarafından benimsenmiştir. Atatürk’ün yaptığı bu değişiklik başlık taklidi değil hür fikir ve düşüncenin sembolü olarak kabul edilmelidir.

Soyadı Kanununun Kabulü (21 Haziran 1934)
Toplumda şahısların soyadlarının olmaması toplumsal ilişkilerin düzensizliğine ve toplum hayatının karışıklığına neden oluyordu. Soyadı yerine baba adı doğum yeri lakaplar kullanılmakta ise de soyadının yerini alması mümkün olmamıştır.

21 Haziran 1934′te çıkarılan Soyadı Konunu ile her Türk’ün öz adından başka soyadı da taşıması zorunlu kılındı. Soyadı Kanununun kabulünden sonra 1934 yılında 2258 sayılı konunla TBMM tarafından Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak Gazi Mustafa Kemal Paşaya “Atatürk* soyadı verilmiştir.

Takvimde Değişiklik (26 Aralık 1925)

Türk milleti tarih boyunca birçok takvimler kullanmıştı. Fakat çağdaş dünya ile ilişkilerin geliştirilmesi için Dünya Devletlerinin kullandığı takvim sistemine ihtiyaç hissedildiğinden Hicrî ve Rumî takvim kaldırılarak 26 Aralık 1925′te Miladî takvimin kullanılması ve alaturka saat yerine de milletlerarası saat usulüne geçilmesi kabul edilmiştir. 20 Mayıs 1928′de milletlerarası rakamların kullanılması kabul edilmiş ve 1935′te çıkarılan bir kanunla hafta tatilinin cuma günü yerine pazar günü olması sağlanmıştır. Ölçülerde Değişiklik Toplumda kullanılan ağırlık ve uzunluk birimleri olan arşın endaze okka çeki gibi birimler toplumun ihtiyaçlarını karşılayamadığı gibi bölgeden bölgeye de farklılıklar göstermekteydi. Uluslararası ticarete yönelen bir milletin bu birimlerden kurtulması metre ve kilo gibi bütün dünyanın kullandığı uzunluk ve ağırlık ölçülerinin kabul edilmesi bir zorunluluktu. Bu nedenle 1931 yılında bir kanun çıkarılarak ağırlık ve uzunluk birimleri değiştirilmiştir.

Türk Kadın Haklarındaki Gelişmeler

ATATÜRK özgürlüklerin giderek genişlemesinde ve geriye dönüşsüz bir biçimde yerleşmesinde şu önemli etkenlerden yararlanmıştır: * Türk’ün ulusal geçmişini unutmamasını sağlamak

Gelişmiş ülkeleri örnek göstermek
Laikliği benimseterek din ve devlet işlerini kesinlikle birbirinden ayırmak.
Bu etkenlere dayanarak; Türk kadını toplumsal – ekinsel – siyasal bağlamda erkeklerle eşit bir duruma getirilmiştir.

Atatürk mükemmel bir hukuk ve ekonomi bilgisiyle yurdumuzda hukuki inkılaplara ve iktisadi atılımlara öncülük ettiği gibi medeni bilgiler kitabının yazılmasında I. ve II. Beş Yıllık Sanayi Planlarının hesaplanmasında ve kaleme alınmasında bizzat çalışmıştır.

Atatürk devrim hareketlerinin en önemlilerinden biri de kadın hakları konusundaki gelişmelerin sağlanmasıdır. Kadın haklarını sadece tek kadınla evlenme ve miras eşitliği olarak ele almamak bu devrimin esprisini anlamak gerekmektedir. Kadına erkekle eşit haklar tanımayan toplumlar geri kalmış toplumlardır. Kadının toplumdaki rolü bir bakıma erkeğinkinden daha önemlidir. Bu nedenle kültürü tahsili ve bilgisi olmayan çocukların yetişmesini istemiyorsak kadına gereken önemi vermek zorunda olduğumuzu da unutmamak gerekir (ÇAĞATAY 1988).

Siyasi haklar olarak kadınlara;

1930′do belediye seçimlerine katılma
1933′te muhtarlık seçimlerine katılma
1934′te Anayasada yapılan bir değişiklikle milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Ekonomi Alanındaki Atılımlar
izmir iktisat Kongresi
1923 yılında İzmir’de toplanan İzmir iktisat Kongresi ekonominin devlet hayatındaki önemini belirterek milli egemenliğin ekonomik egemenlikle pekiştirilmesi zorunluluğunu ortaya koymuştur.

İzmir iktisat Kongresinde alınan bazı kararlan şöyle sıralayabiliriz:
Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirebilen sanayi dalları kurulmalıdır.
Yabancıların kurdukları tekellerden kaçılmalıdır.
Küçük işletmelerin süratle fabrikalara dönüştürülmesi gerekmektedir.
Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.
Devlet yavaş yavaş iktisadi görevleri olan bir organ haline gelmelidir.
Sanayinin teşviki için milli bankalar kurulmalıdır.
Sendika hakkı tanınmalıdır (EROĞLU 1982).
Kabotaj Kanunu (Türk kara sularında gemi işletme hakkı) Sanayileşme
Ticaret Ulaşım ve Bayındırlık.
Sağlık Hizmetleri (2 Mayıs 1924′ de Sağ. Sos. Yrd. Bakanlığının Kurulması)
1925′te sıtma verem trahoma frengi ve kuduz gibi hastalıklarla mücadelenin başlatılarak sağlıklı ve güvenli bir toplum yetiştirilmesi konusunda önemli katkılar sağlanmıştır.

DIŞ Siyaset

“Yurttu sulh cihanda sulh” ilkesi prensip edilmiştir.

Kaynak: www.tekblogcu.com

, , , ,

YORUM KÖŞESİ






altı × = 24