Teknoloji Haberleri

Teknoloji Haberleri - www.teknolojiweb.net

İngilizce kategorisi

İngilizce Konu anlatımı ve Gramer notları- CONDITION CLAUSE, şart-koşul yapısı, IF First conditional,Second Conditional,Third Conditional,If + should,If + were to,If it weren’t for,If it hadn’t been for,But for,If only (= I wish …), www.teknolojiweb.net

www.teknolojiweb.net CONDITION CLAUSE
1. IF
1.1. First conditional
Şu an ya da geleceğe ait gerçekleşmesi mümkün olasılık anlatır.
KULLANIMI
If + Simple present, Future/Present tense
ÇEVİRİSİ
-EcEk
(Eğer) … -I/Er ise, …
-I/Er
- If nothing is done about high rate of population growth, world population will have doubled by the year 2000.
Eğer hızlı nüfus artışı oranı konusunda birşeyler yapılmazsa dünya nüfusu 2000 yılına gelindiğinde iki katına
çıkmış olacak.
DEVRİK YAPI
- Should you see her, give her the message.
Onu görecek olursan mesajı ilet.
1.2. Second Conditional
Şu an ya da geleceğe ait gerçekleşmesi pek mümkün olmayan olasılık anlatır.
KULLANIMI
would (be able to)
If + Simple past, could
might
ÇEVİRİSİ
(Eğer) … -sE(ydI), … -I/ErdI
- If you were a man, I’d slap you here and now.
Erkek olsaydın seni şimdi şurada seni tokatlardım.
DEVRİK YAPI
- Were you a man, I’d slap you here and now.
1.3. Third Conditional
Geçmişe ait ve gerçekleşmesi artık mümkün olmayan olasılık anlatır.
KULLANIMI
could
A. If + Past Perfect, would + have + V3 [1]
might
could
B. If + Past Perfect, would + V1 + (now) [2]
might
would would
C. If + + have + V3, could + have + V3 [3]
could might

ÇEVİRİSİ
A.
-sEydi
(Eğer) , … -I/ErdI
-mIş olsaydı

- If he had known the result he wouldn’t have been so happy. [1]
Sonucu bilmiş olsaydı o kadar mutlu olmazdı.
B.
-sEydi
(Eğer) , (şimdi) … -I/ErdI
-mIş olsaydı

- If you had been more careful, you’d be earning more. [2]
Daha dikkatli olmuş olsaydın (şimdi) fazla kazanıyor olurdun.
C.
-sEydi
(Eğer) , … -EbIlIrdI
-mIş olsaydı

- I could have helped him if I could have swum. [3]
Yüzebilseydim ona yardım edebilirdim.
DEVRİK YAPI
- Had he been more careful, he could have won.
1.4. If + should
Az bir gerçekleşme olasılığı gösterir.
- If you should see him, let me know.
Onu görecek olursan haberim olsun.
1.5. If + happen to
“If + should” yapısı ile aynı anlamdadır.
1.6. If + were to
“Were to” yapısı gelecekte gerçekleşme olasılığı az bir olayı anlatmada kullanılabilir.
- What would you do if a war were to break out ?
Savaş çıkacak olsa ne yapardın ?
“Were to” yapısı zorlayıcı bir öneri ifade edebilir.
- If you were to move your chair a bit, we could all sit down comfortably.
Sandalyeni biraz oynatırsan hepimiz rahatça oturabiliriz.
1.7. If it weren’t for
Bu yapı olayın bir başka olayı değiştirdiğini/etkilediğini göstermede kullanılır.
- If it weren’t for his wife’s money, he’d never be a boss.
Karısının parası olmasa asla patron olamaz.
1.8. If it hadn’t been for
“If it weren’t for” yapısının geçmiş zaman halidir.
- If it hadn’t been for your help, she could have gone to prison.
Senin yardımın olmasa hapishaneye düşebilirdi.
1.9. But for
“If it hadn’t been for” yapısı ile aynı anlamı taşır.
- But for you, I could have given up long ago.
Sen olmasan uzun süre önce vazgeçmiş olurdum.
1.10. If only (= I wish …)
A) If only + Past tense
- If only I had more money, I could buy a drink.
(Keşke) daha fazla param olsaydı, içecek birşey alırdım.
- If only you hadn’t told Jackie the truth, everything would have been all right.
(Keşke) Jackie’ye gerçeği anlatmamış olsaydın, herşey yolunda olurdu.
B) If only + would/could
Bu yapı istek/amaç belirtir.
- If only she wouldn’t speak all the time, she’d make a perfect guest.
(Bir de) sürekli konuşması olmasa kusursuz bir konuk olurdu.
- If only he wouldn’t snore !
Bir de horlamasa !

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-konu-anlatimi-ve-gramer-notlari-condition-clause-sart-kosul-yapisi-if-first-conditional-second-conditional-third-conditional-if-should-if-were-to-if-it-weren-t-for-if-it-hadn-t-been-for-but-for-if-only-i-wish_17702931.html

Yorum Yaz

ingilizce Ders 26 - İf’li Şart, Koşul Cümleleri(English Conditional Sentences), Konu ile ilgili örnekler, www.teknolojiweb.net

İf’li Şart, Koşul Cümleleri(Conditional Sentences)

İngilizce de 4 Farklı tip şart cümlesi vardır.

Bir if cümlesi ingilizce de if-clause yani şart cümleciği ve main clause yani ana cümleden oluşur.

0 tipli şart cümlesi (zero conditional)

If+geniş zaman ( present simple)+ emir(imperative)

Bu tip koşul cümleleri her zaman doğru olarak kabul edilen durumlar, bilimsel gerçekler veya doğa olayları için kullanılır.

Her günkü olaylar ve durumlar

My eyes hurt if I spend too long time on the computer (Eğer bilgisayar başında uzun kalırsam, gözlerim ağrır.)

Bilimsel olaylar

If you mix blue and yelow, you get green(Eğer mavi ve sarıyı karıştırırsan, yeşili elde edersin.)

Talimatlar if+ emir

If you don’t know the answer make an intelligent guess(Eğer cevabı bilmiyorsan, mantıklı bir tahmin yap.)

1. Tip şart cümleleri (1st Conditional )

If+ geniş zaman, will+ mastar without to (If+ present simple, will+ infinitive without to )

Kullanımı : Bir şeyin olma ihtimalini gösterir.

Birinci tip şart cümleleri gerçek veya muhtemel durumları gösterir. Şart cümleciği Şimdiki zaman olarak , ana cümle gelecek zaman ifadesi olan Will/ won’t kullanılabilir.

If we don’t save money , we will not be able to buy a nice house. (Para biriktirmezsek, bu güzel evi satın alamayız.)

Burada olması muhtemel gerçek bir olay belirtilir.

Will yerine, Going to kullanılabilir

If it rains we’re going to get wet (Yağmur yağarsa, ıslanacağız.)

Can yardımcı fiili birinci tip şart cümlelerinde yaygın olarak kullanılır.

If the cases are too heavy, I can help you carry them(Eğer bavullar çok ağırsa, taşımanda sana yardımcı olabilirim. )

Unless, provide, as long as.

Unless, if not yerine kullanılabilir. Değilse, -dıkça, olmazsa anlamına gelir.

Unless you leave at once, I’ll call the police. (Bir an önce gitmezsen, polis çağırırım.)

If you don’t leave at once, I’ll call the police.

Provided – Sağlamak, bu koşulda, bu durumda anlamı verir.

Provided you leave now, you will cath the train(Eğer şimdi ayrılmazsan, treni kaçırırsın.)

Emir ile kullanımı

Yaygın olarak if yerine emir cümleleri kullanılır.

Get me some cigarretes and I’ll pay you later.(Bana birkaç sigara getir, parasını yarın ödeyeceğim veya bana birkaç sigara getirirsen, parasını yarın öderim. )

Should ile kullanımı

Bir şart cümlesinde If yerine should kullanabiliriz. Bu olayın gerçekleşme ihtimalinin if’e göre daha az olduğunu gösterir.

Should you see John, can you give him a message? (John’u görürsen, ona bir mesaj verebilir misin ?)

When ile kullanım

When ile kullanımda bir şeyin olacağına çok emin olduğumuz anlamı çıkar.

I’m going shopping this afternoon. When I go shopping I’ll buy some food. (Bu öğleden sonra alışverişe gideceğim. Alışverişe gittiğimde biraz yiyecek alacağım-alırım.)

2. Tip şart cümleleri (2st Conditional )

If+ past simple, would+ infinitive without to

(If+basit geçmiş zaman, would + mastar )

İkinci tip şart cümleleri gerçek olmayan ve bir an için hayal edilen durumları ifade eder.

If you fell, you would hurt yourself (Eğer düşersen, kendini yaralarsın.)

Burada düşme olayı gerçekleşmemiş fakat olması durumunda olabilecek ihtimal hayal edilmiştir. Yardımcı fiiller might and could ikinci tip şart cümlelerinde yaygın olarak kullanılır.

If you became a millionary you might be unhappy (eğer milyoner olsan, mutsuz olabilirsin.)

Were

Were yaygın olarak kullanılır.

If I were taller , I’d join the basket ball team(Eğer uzun boylu olsaydım, basketbol takımına katılırdım.)

3. Tip şart cümleleri (3rd conditional )

If+ past perfect , would/ might/ could have + past participle

(If+ belirli geçmis zaman, would/ might/ could have + geçmiş zaman ortacı)

İf’li kullanım

A third conditional describes an unreal or imaginary situation in the past .

Üçüncü tip şart cümleleri geçmişteki, gerçekleşmeyen ve gerçekleşmesi hayal edilen olayları ifade eder.

If John had studied more, he would have got better exam.(Eğer John daha çok çalışsaydı, daha iyi alıştırma yapardı.)

Burada John’un daha fazla çalışmadığı ve sınavının iyi geçmediği, eğer çalışsaydı sınavının daha iyi geçeceği ifade ediliyor.

Yardımcı fiiller might ve could bu çeşit cümlelerde yaygın olarak kullanılır.

If you had tried harder , you might have succeeded (Daha sıkı çalışsaydın, başarılı olabilirdin.)

Karışık şart cümleleri(Mixed conditional )

If+ past perfect, would+ infinitive without to

If+ belirli geçmis zaman, would+ mastar

www.teknolojiweb.net

İkinci ve üçüncü tip şart cümlelerinin karışımı. Geçmişteki olayların hayal edilmesi ve şimdiki zamanda muhtemel olması durumunu anlatır

If you had listened to my advice , you would not be in this situation now(Eğer benim öğütlerimi dinleseydin, şimdi bu durumda olmazdın.)

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-ders-26-if-li-sart-kosul-cumleleri-english-conditional-sentences-konu-ile-ilgili-ornekler_5886211.html

Yorum Yaz

İngilizce Şarkı Sözleri, şarkıları izle ve dinle - 2 - English Song Words, watch and listen lyrics -You’ve got a friend.- Carole King

You’ve got a friend.- Carole King

When you’re down and troubled
And you need some loving care
And nothing, nothing is going right
Close your eyes and think of me
And soon I will be there
To brighten up even your darkest night

You just call out my name
And you know wherever I am
I’ll come running to see you again
Winter, spring, summer or fall
All you have to do is call
And I’ll be there
You’ve got a friend

If the sky above you
Grows dark and full of clouds
And that old north wind begins to blow
Keep your head together
And call my name out loud
Soon you’ll hear me knocking at your door

You just call out my name
And you know wherever I am
I’ll come running to see you
Winter, spring, summer or fall
All you have to do is call
And I’ll be there

Ain’t it good to know that you’ve got a friend
When people can be so cold
They’ll hurt you, and desert you
And take your soul if you let them
Oh, but don’t you let them

You just call out my name
And you know wherever I am
I’ll come running to see you again
Winter, spring, summer or fall
All you have to do is call
And I’ll be there
You’ve got a friend

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-sarki-sozleri-sarkilari-izle-ve-dinle-2-english-song-words-watch-and-listen-lyrics-you-ve-got-a-friend-carole-king_8180541.html

Yorum Yaz

İngilizce Ders 22 - Yardımcı Fiiller Must, could, Would, ought to, may, might, need, have to, can, should,Would you like, Örnek Cümleler

I must go.
Gitmeliyim.

You must come early.
Erken gelmelisin.

I said he must be here before dinner.
Yemekten önce burada olmasını söylemiştim.

I don’t have to go.
Gitmek zorunda değilim.

Do you have to go?
Gitmen gerekiyor mu?

She must have seen this film.
Bu filmi görmüş olmalı.

He must not have finished yet.
Henüz bitirmemiş olmalı.

The concert must have started by now.
Konser şimdiye dek başlamış olmalı.

O could have gone there, but I didn’t.
Oraya gidebilirdim, ama gitmedim.

I could have bought it if my father had given me the money.
Eğer babam parayı vermiş olsaydı, onu satın alabilirdim.

I couldn’t have met them if I hadn’t gone to the party.
Eğer partiye gitmemiş olsaydım onlarla tanışamazdım.

Would you have loved him if he had been poor?
Eğer yoksul olsaydı, onu sever miydin?

You ought to have spent your money more carefully.
Paranı daha dikkatli harcaman gerekirdi.

He should have played better.
Daha iyi oynaması gerekirdi.

You shouldn’t have driven after drinking so much! You may have had an accident.
O kadar içtikten sonra araba kullanmamalıydın! Bir kaza yapabilirdin.

It has been two hours since he left; he should have arrived there by now.
Ayrılalı iki saat oldu, şimdiye kadar oraya varmış olması gerekirdi.

You may have seen her at the party last night.
Dün gece onu partide görmüş olabilirsin.

If you had come earlier, you might have seen her.
Eğer sen gelmiş olsaydın, onu görmüş olabilirdin.

You needn’t have dressed up; it will be an informal party.
Böyle şık giyinmene gerek yoktu, samimi bir parti olacak.

She needn’t have gone there; she could have called them.
Oraya gitmesine gerek yoktu, telefon da edebilirdi.

You may take any book that you like.
İstediğin kitabı alabilirsin.

We have to take our books with us no matter where we go.
Her nereye gidersek gidelim kitaplarımızı yanımıza almak zorundayız.

You can sit anywhere you like.
Nereye istersen oturabilirsin.

As I couldn’t reach her on the phone, I had to go to her house.
Ona telefonda erişemediğim için evine gitmek zorunda kaldım.

So long as you are going there, could you pass them a word?
Madem oraya gidiyorsun, benim için onlara bir haber iletir misin?

We left the party early, so that we could catch the last train.
Son trene yetişebilelim diye partiden erken ayrıldık.

I’ve looked at the telephone number again and again, in case I should forget it.
Unutmayayım diye telefon numarasına tekrar tekrar baktım.

I couldn’t find a taxi, so I walked home.
Taksi bulamadım, bu yüzden eve yürüdüm.

We could win this game if had better players.
Daha iyi oyuncularımız olsa, bu maçı kazanırdık.

We wouldn’t go to their party, even if they invited us.
Bizi davet etseler bile onların partisine gitmezdik.

You can’t go out, unless you tidy your room.
Odanı düzeltmezsen dışarı çıkamazsın.

She couldn’t please her husband, whatever she did.
Ne yaptıysa kocasını memnun edemedi.

Interesting as it was, I still couldn’t finish that book.
İlginç olmasına rağmen yine de o kitabı bitiremedim.

As much as I wanted to speak to her, I couldn’t get near her.
Onunla o kadar konuşmak istememe rağmen yanına yaklaşamadım.

As many friends as he had, he couldn’t find any when he was is need.
Onca arkadaşı olmasına rağmen muhtaç olduğunda hiçbirini bulamıyordu.

Why can’t you do it?
Neden onu yapmıyorsun?

You don’t have to go to bed as early as the children do.
Çocuklar kadar erken yatmak zorunda değilsin.

No one can work so hard and carefully as that boy does.
Kimse o çocuk kadar sıkı ve dikkatli çalışamaz.

If you can’t do it alone, I can help you.
Eğer onu tek başına yapamıyorsan, sana yardım edebilirim.

You don’t need a heavy coat, if you go to a summer resort.
Yazlık bir yere gidersen, kalın bir paltoya gereğin yoktur.

If you need any help, call me at once.
Eğer yardıma ihtiyacın olursa, hemen beni ara.

If you can’t swim well, don’t swim here.
Eğer iyi yüzemiyorsan, burada yüzme.

If I had any money now, I would lend some to you.
Eğer şimdi param olsaydı, sana biraz ödünç verirdim.

If I were you, I might accept the offer.
Senin yerinde olsaydım, teklifi kabul edebilirdim.

If they suddenly came in now, what would you do?
Şimdi ansızın içeri girselerdi, ne yapardın?

You might get hurt, if you fell down.
Düşecek olursan yaralanabilirsin.

If I had any time, I would be going to the sea with them.
Eğer zamanım olsaydı, onlarla beraber denize giderdim.

If you had left that letter on the table, everyone would have read it.
Eğer o mektubu masanın üstünde bırakmış olsaydın, herkes okurdu.

If you had studied hard all year, you would do well at the exam now.
Eğer bütün yıl sıkı çalışmış olsaydın, şimdi sınavda başarırdın.

Had I seen the fie, I would have reported.
Yangını görmüş olsaydım, bildirirdim.

If I had been there, I would have been killed too.
Eğer orada olsaydım, ben de öldürülmüş olacaktım.

I can’t forget being kept waiting by him for hours.
Onun tarafından saatlerce bekletilimi unutamıyorum.

Who can get this engine working again?
Kim bu motoru yeniden çalıştırabilir?

She will do what she can to go there.
Oraya gitmek için elinden geleni yapacak.

I can’t decide which to buy.
Hangisini alacağıma karar veremiyorum.

When can we meet again, Ahmet?
Ahmet, tekrar ne zaman buluşabiliriz?

Can we have lunch together?
Öğleyin beraber yiyebilir miyiz?

Would you like a cup of tea or coffee?
Bir fincan çay mı yoksa kahve mi istersiniz?

Would you like some more cake?
Biraz daha pasta ister misin?

I would like to try it.
Onu denemek istiyorum.

Perhaps we could go shopping together.
Belki beraber alışverişe gidebiliriz.

You must give up smoking, it’s harmful for you health.
Sigara içmeyi bırakmalısın, sağlığın için zararlı.

Would you like some more tea, some more cake?
Biraz daha çay, biraz daha pasta ister misiniz?

Could you pass the bread, please, Fatma?
Lütfen, ekmeği uzatır mısın Fatma?

Please, can you pass me the salad, Ahmet?
Ahmet, bana salatayı uzatabilir misin lüften?

Fatma, would you like some more chicken or vegatables.
Fatma biraz daha tavuk veya sebze ister misin?

Can you pass me the sugar, please, Canan?
Canan, lütfen bana şekeri uzatabilir misin?

Can I help you, madam?
Size yardım edebilir miyim, bayan?

Would you like anything else, Sir?
Başka bir şey istiyor musunuz, efendim?

I want to buy an interesting book for my friend.
Arkadaşım için ilginç bir kitap almak istiyorum.

What would you recommend?
Ne tavsiye edersiniz?

Would you like a detective story or a novel?
Dedetif hikayesi mi yoksa bir roman mı istersiniz?

I enjoyed this book very much, would you like to read it?
Ben bu kitabı çok beğendim, okumak ister misin?

Can you repair it?
Tamir edebilir misiniz?

Can you call a little later?
Biraz sonra arayabilir misin?

Come as fast as you can.
Mümkün olduğu kadar çabuk gelin.

What would you like to drink?
Ne içmek istersiniz?

Can I see your identification card?
Kimlik kartınızı görebilir miyim?

Could I use your telephone?
Telefonunu kullanabilir miyim?

Could I borrow your pen?
Dolmakalemini ödünç alabilir miyim?

Can you lower the price?
İndirim yapabilir misiniz?

May I sit here?
Buraya oturabilir miyim?

I can’t swim.
Yüzemem.

Can you come on Wednesday?
Çarşamba günü gelebilir misiniz?

I want to make an appointment to see Mr. Boztepe.
Bay Boztepe ile görüşmek üzere bir randevu istiyorum.

I want to cancel my appointment.
Randevumu iptal etmek istiyorum.

Could you describe him?
Onu tarif edebilir misin?

I want to ask you a question.
Size bir soru sormak istiyorum.

Why won’t you go to a doctor?
Niçin, bir doktora gitmiyorsun?

We must catch the bus.
Otobüse yetişmeliyiz.

I can understand but I can’t speak well.
Anlayabilirim fakat iyi konuşamam.

You can go and ask.
Gidip sorabilirsiniz.

You can eat it on your way to Ankara.
Onu Ankara’ya giderken yiyebilirsiniz.

Can you send him some post cards?
Ona birkaç (tane) posta kartı gönderebilir misin?

You can talk Turkish with him.
Onunla Türkçe konuşabilirsiniz

Can we go there?
Oraya gidebilir miyiz?

So you can go by yourselves.
Böylece kendi kendinize gidebilirsiniz.

So you can rest in Gold Park.
Böylece Altın Park’ta istirahat edebilirsiniz.

What can Ahmet put into the bag?
Ahmet çantaya ne koyabilir?

What can we eat there?
Biz orada ne yiyebiliriz?

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-ders-22-yardimci-fiiller-must-could-would-ought-to-may-might-need-have-to-can-should-would-you-like-ornek-cumleler_5385781.html

Yorum Yaz

İngilizce Ders 6 (CAN, GOING TO,USED TO)

CAN

Türkçede «kırabilmek, açabilmek, okuyabilmek»gibi, fiilerin sonuna eklediğimiz «-bilmek» yardımcı fiili nasıl güç, imkan, bilgi ifade ediyorsa yani yetrlilik bildiriyorsa, bu yardımcı fiilin İngilizce karşılığı olan can kelimesi de aynı anlamı verir. Türkçede fiillerin sonuna eklediğimiz «-bilmek» yardımcı fiiline karşılık can yardımcı fiili İngilizcede yalın halde bulunan fiillerin önünde yer alır.
Can cümle başına getirilirse cümle soru haline girer.

Can fiili ile olumlu cümle

Özne can Yalın halde fiil diğer kelimeler

I can read this book.
You can sit here.
Ahmet can speak English.
They can open the door.

Can fiili ile olumsuz cümle
Özne +cannot (can’t) +yalın halde +fiil+diğer kelimeler
She can’t come on Sunday.
Hasan Bey can’t go to England.
They can’t fill that bucket.
Mr. Miller can’t speak Turkish.

Can fiili ile soru cümlesi

can+ özne+ yalın halde fiil+ diğer kelimeler

Can you clean this room?
Can Selma speak English?
Can his father read these letters?
Can she put the glasses there?

Can fiili ile soru kelimeli soru cümlesi

soru kelimesi +can+ özne+ yalın halde fiil+ diğer kelimeler

What can you eat there?
Where can the girl go on Sunday?
What can Tom put into the bag?

GOING TO

Türkçeye tercüme edilişi bakımından going to ile will (shall) aynı işi görür ve Türkçedeki «-ecek, -acak» ekinin yerini tutar.

Going to ile yapılan cümlelerde bir niyet, istek, önceden hazırlamış olma, kesinlik ifadesi vardır. Halbuki will (shall) ile yapılmış Gelecek zaman cümlelerinde ise böyle bir ön istek yoktur; hemen o anda verilmiş bir karar vardır.

Going to ile yapılmış gelecek zaman cümlelerini soru yapmak için cümle içindeki to be fiilini başa getirmek kafidir.

Going to ile yapılmış cümleler

özne+ to be+ going to+ fiil +diğer kelimeler

I am going to write a letter.
She is going to buy a hat.
You are going to learn English.
We are going to stay here.
He is going to carry all the bags.
They are going to have dinner now.

Going to ile yapılmış soru halindeki gelecek zaman

to be +özne +going to+ fiil+ diğer kelimeler

Is he going to teach us English?
Are you going to tell a story?
Am I going to drive the tractor?
Is the man going to wash the plates?
Are they going to play football?
Is Mary going to stay with the Çelikels?

Going to ile yapılmış olumsuz cümleler

özne +to be + not going to +fiil+ diğer kelimeler

He isn’t going to drive the car.
We aren’t going to stay at this hotel.
I am not going to give you can a pencil.
Her daughter isn’t going to help the children.
You aren’t going to make a good chair.
Ali isn’t going to sell his dog.

USED TO
Geçmişte adet halinde yapmakta olduğumuz hareketleri anlatırken fiil önünde used to getirilir.

I go. Giderim.
I went. Gittim.
I used to go. Giderdim. (Eskiden giderdim.)

İçinde used to bulunan cümleleri soru haline sokmak için cümle başına did getirilir, used kelimesi de use haline gelir.

Used to ile cümle kalıbı

özne+ used to+ fiil+ diğer kelimeler

We used to watch the ships on the river.
The woman used to make soup every morning.
They used to study their lessons.
His daughter used to read history books.

Used to olumsuz cümle kalıbı (did ile)

özne +didn’t use to +fiil+ diğer kelimeler

We didn’t use to watch the ships on the river.
The woman didn’t use to make soup every morning.
They didn’t use to study their lessons.
His daughter didn’t use to read history books.

Used to olumsuz cümle kalıbı (not ile)
özne+ used not to+ fiil +diğer kelimeler

We used not to watch the ships on the river.
The woman used not to make soup every morning.
They used not to study their lessons.
His daughter used not to read history books.

Used to soru cümle kalıbı (did ile)
did +özne+ use to+ fiil+ diğer kelimeler

Did we use to watch the ships on the river?
Did the woman use to make soup every morning?
Did they use to study their lessons?
Did his daughter use to read history books?

Used to soru cümle kalıbı (used başa alınarak)
used+ özne+ to+ fiil+ diğer kelimeler

Used we to watch the ships on the river?
Used the woman to make soup every morning?
Used they to study their lessons?
Used his daughter to read history books?

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-ders-6-can-going-to-used-to_4841498.html

Yorum Yaz

İngilizce Ders 18- Yardımcı Fiiller Zorunluluk, Tahmin, Tercih ,MUST, HAVE TO,WILL,WOULD,WOULD LIKE (TO),WOULD RATHER,WOULD SOONER, Konu ile ilgili ÖRNEKLER CÜMLELER, Kullanım Şekilleri

DİKKAT : Çekimsiz fiiller daima temel fiilden önce yer alır.

1. Çekimsiz fiilden sonra gelen temel fiil her zaman YALIN durumundadır.
2. Çekimsiz fiiller mastar olarak yani to’ dan sonra kullanılmaz.
3. Olumsuz ya da soru cümlesi kurarken çekimsiz fiilden yararlanılır.
4. Olumsuz cümlede not ile birleşir, soru cümlesinde öznenin önüne gelir.

I can not go. (Gidemem.)
Can I go? (Gidebilir miyim?)

5. Çekimsiz fiiller de diğer yardımcı fiiller gibi not ile kaynaşırlar (can’t, won’t, mustn’t vb.). Yalnızca may, had berter, would, rather, would sooner not ile
kaynaşmaz.

6. Çekimsiz fiillerden bazılarının geçmiş zaman biçimi yoktur.

Modern İngilizce’de kullanılan başlıca çekimsiz fiiller şunlardır:

Must May Had beter
Will Might Would like to
Would Can Would rather
Shall Could Would sooner
Should Ought to Need

MUST ve HAVE TO

1. ZORUNLULUK

Genellikle Türkçe’ye -meli, -malı, bazan da -mesi gerek biçiminde çevrilir.
I must go. (Gitmeliyim - gitmem gerek, çünkü öyle istiyorum.)
He must go. (Gitmeli, çünkü ben öyle istiyorum.)
You must come early. (Erken gelmelisin, ben öyle istiyorum.)

Must çekimsiz fiili şimdiki zamanda kullanılır ve geleceğe dönük bir zorunluluğu anlatır.

Geçmiş zamanda kullanılan bir temel cümleye bağlıysa ve eğer söz konusu zorunluluk hâlâ devam ediyorsa, biçimi değişmeksizin kullanılabilir.

I said he must be here before dinner. (Yemekten önce burada olmasını söylemiştim.)

Ama eğer zorunluluk devam etmiyorsa, geçmiş zamanda MUST kullanılmaz. Yine zorunluluk belirten have to, must yerine kullanılır.

Have to çekimli fiildir ve kuralsız fiil olarak (had-had) biçimleriyle her tense ile kullanılabilir. Anlam bakımından must’a benzerse de, küçük farklılıklar vardır.

MUST: Konuşan kimsenin koyduğu zorunluluktur.
HAVE TO: Dışardan gelen belli bir zorunluluk belirtir.

You must go. (Gitmelisin, ben öyle istiyorum.)
You have to go. (Gitmen gerekiyor, çünkü öyle gerekiyor, senden gitmen bekleniyor.)
Have to ifadesinde, son sözcük olan to’dan sonra gelecek fiillerin de mastar durumda olmalarını gerektirir.

Olumsuz ve soru cümlelerinde normal bir çekimli fiil gibi kullanıldığı tense’in yardımcı fiiliyle birleşir.

I don’t have to go.
Do you have to go?
He doesn’t have to go.

Must ve have to olumsuz olarak kullanıldıklarında aralarındaki anlam farkı çeviride ortaya çıkar.

I mustn’t go. (Gitmemeliyim. Gitmemem gerek.)
I don’t have to go. (Gitmek zorunda değilim.)

2. TAHMİN

İçinde bulunduğumuz zaman için akıl yürütme sonucu vardığımız yargıyı, yani tahmini ifade eder.

You must be tired. (Yorgun olmalısın.)
That book must be interesting. (O kitap ilginç olmalı.)
Tahmin bildirdiği zaman must, have to ile değiştirilemez.

Olumsuz kullanıldığı zaman not ile KAYNAŞMAZ.

You must not be tired. (Yorgun olamazsın, yorgun değilsin herhalde.)

Soru cümlelerinde must yerine have to kullanılması daha yaygındır.

Do you have to go? (Gitmen gerekiyor mu?)
Yes, I da / Yes, I must.

WILL

Will çekimsiz fiili temel olarak gelecek zamanda yapılacak bir eylemi ve geleceğe dönük bir istekliliği anlatır. Konuşulan İngilizce’de yukarıdaki anlamda tüm şahıslar için will kullanılır.

1. Will gelecek zaman anlamında kullanıldığında daha çok değişen bir durum üzerine verilen kararı anlatır.

it has started to rain, so I’ll stay at home and read a book. (Yağmur başladı, o halde evde oturup bir kitap okurum.)

2. Won’t olarak kullanıldığında geleceğe dönük isteksizlik anlatır.

He wo,ı’t lend me any money. (Bana hiç borç para vermeyecek [vermek istemiyor]).

3. Will çekimsiz fiili soru cümlesinde hem gelecek zaman, hem de rica anlamı ifade eder.

(Gelecek) Will he come with us tonight? (Bu gece bizimle gelecek mi?)
(Rica) Will you öpen the window, please.(Lütfen pencereyi açar mısın?)

WOULD

1. Esas olarak will’in geçmiş zaman biçimidir ve temel cümle geçmiş zaman olduğunda yan cümleciklerde gelecek fikri would ile verilir.

He said he would call me. (Beni arayacağını söyledi.)

2. Would present tense için de kullanılır ve -ecektim diye çevrilir. Şimdiki zamanda gerçekleşmesi beklenmeyen eylemleri anlatmak için kullanılır.

I would go there now. (Şimdi oraya gidecektim/giderdim.)

Bu cümle söylendiğinde eylemin yapılmayacak olduğu izlenimi vardır.

If it rained now, I would stay at home. (Eğer şimdi yağmur yağsaydı, evde otururdum/oturacaktım.)

Bu cümlede ise eylemin gerçekleşmesi başka bir eyleme bağlıdır.

3. Would çekimsiz fiili bir soru cümlesinde yukarıdaki anlamların dışında, rica içinde kullanılır.

Would you help me, please. (Lütfen bana yardım eder misiniz?)

WOULD LIKE (TO)

İstek göstermek için kullanılan bir çekimsiz fiildir. Eğer istenen şey bir eylem değilse TO kullanılmaz.

I would like some coffee please. (Biraz kahve rica edeyim.)

Eğer istenen şey bir eylemi yerine getirmek ise TO kullanılır ve hep olduğu gibi, ardından fiilin yalın biçimi gelir.

I would like to meet them. (Onlarla tanışmak isterim.)

Would like çoğu kez yazıda olsun, konuşmada olsun özneyle kaynaştırılır.

I’d like to go.
He’d like to eat
We’d like to see.

Soru cümlelerinde would öznenin önüne geçer.

Would you like to sit down? (Oturmak ister misiniz?)

Olumsuz cümlede would ve not kaynaştırılır.

I wouldn’t like to go there. (Oraya gitmek istemezdim doğrusu.)

Soru sözcüklü soru cümlesinde ise:

What would you like to drink? (Ne içmek isterdiniz?)
How would you like to go? (Nasıl gitmek istersiniz/isterdiniz?)

WOULD RATHER

Tercih gösteren bir çekimsiz fiildir.

I would rather drink coffee. (Kahve içsem daha iyi olur/içmeyi yeğlerim.)

Eğer tercih edilen seçenekten söz ediliyorsa, THAN kullanılır.

I would rather drink coffee than tea. (Çay yerine kahve içmeyi yeğlerim.)
I would rather play tennis than swim. (Yüzmektense tenis oynamayı yeğlerim.)

DİKKAT : Eğer seçeneklerin ikisi de bir eylem gösteriyorsa, tercih edilmeyen eylemin de (çekimsiz fiile bağlı olduğu için) YALIN biçimde olacağını unutmayın (play - swim).

Would rather ifadesi kullanılırken would genellikle özneyle kaynaşır.

I’d rather - He’d rather - They’d rather

Olumsuz cümlede NOT ifadesi genellikle rather’dan sonra gelir.

I’d rather not - He’d rather not - They’d rather not

Soru cümlesinde would ayrılarak öznenin önüne gelir.

Would you rather have tea? - Would she rather stay? Olumsuz soruda would ve not kaynaşır.

Wouldn’t you rather have tea? – Wouldn’t she rather stay?

Soru sözcüklü soruda:
What would you rather drink? (Ne içmeyi yeğlersiniz?)

WOULD SOONER

I’d sooner go there myself. (Oraya kendim gitmeyi yeğlerim.)
I’d sooner not see him. (Onu görmemeyi yeğlerim.)
Would / wouldn’t you sooner go there yourself? (Oraya kendiniz gitmeyi yeğler/yeğlemez misiniz?)

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-ders-18-yardimci-fiiller-zorunluluk-tahmin-tercih-must-have-to-will-would-would-like-to-would-rather-would-sooner-konu-ile-ilgili-ornekler-cumleler-kullanim-sekilleri_5118161.html

Yorum Yaz

İngilizce Konu anlatımı ve Gramer Notları -3 Yardımcı Fiiller, be (am / is / are) able to,can, could, dare,had better, have (got) to, may,might, must,need(n’t),ought to, shall, should,used to, will, would, would rather

YARDIMCI YÜKLEMLER
1. Tanım
Bu bölümde ele alınan yüklemler birer yardımcı yüklemdir. Tek başlarına kullanıldıklarında yüklem olarak taşıdıkları anlamı taşımazlar (”Yes, I can” gibi kısa yanıt durumları dışında). Bu nedenle, kimi yardımcı yüklemlerin isim ya da yüklem olarak taşıdıkları anlama (can (n) = teneke kutu, have (v) = sahip olmak, May (n) = Mayıs, must (n) = gereklilik, will (n) = irade; vasiyetname) dikkat etmek gerekebilir.
2. Kullanım ve Çeviri
Yardımcı yüklemler alfabe sırasına göre ele alınmıştır.
2.1. be (am / is / are) able to
“Bir şeyi yapabilmek” anlamını taşır.
- I am able to run a mile.
Bir mil koşabilirim.
- They will be able to complete the project on time.
Projeyi zamanında tamamlayabilecekler.
- She was able to say a few words.
Birkaç kelime söyleyebildi.
- We haven’t been able to understand it.
Onu anlayabilmiş değiliz.

Bu yapı Türkçe’ye “yüklem + - EbIl- ” ile aktarılır. Gerekli zaman takısı eklenir.
2.2 can
a) bir şeyi yapabilmek
- Can you speak German ?
Almanca konuşabilir misin ?
b) olasılık
- He can be here any moment.
Her an gelebilir.
c) izin, rica
- Can I leave early ?
Erken çıkabilir miyim ?
- Can you turn the volume down ?
Sesi kısabilir misin ?

Bu kullanımlar (a-c) Türkçe’ye “yüklem + - EbIl- ile aktarılır.

d) Olumsuz sonuç çıkarma
- It can’t be her. She is much taller.
Bu o olamaz. O daha uzun boylu.
e) Geçmişe ait olumsuz sonuç çıkarma.
- She can’t have left earlier.
Daha erken çıkmış olamaz.
2.3. could
a) Geçmişte bir şeyi yapabilmek.
- I could swim across the lake then.
O zamanlar gölü yüzerek geçebilirdim.
b) olasılık
- Perhaps she could answer all the questions.
Belki de tüm sorulara yanıt verebilir.
c) izin, rica
- Could you do me a favour ?
Bana bir iyilik yapar mısın ?
d) teklif
- Could we meet at around 12 tomorrow ?
Yarın saat 12 civarında buluşabilir miyiz ?
e) Sonuç çıkarma
- He could be at home. He could be sleeping.
Evde olabilir. Uyuyor olabilir.
f) Gerçekleşmemiş, geçmişe ait olasılık
- I could have passed the test.
Sınavı geçebilirdim.
2.4. dare
a) Cesaret etmek
- She daren’t do it.
Yapmaya cesaret edemez.
b) Sadece I daresay yapısı ile, olasılık
- I daresay you are tired.
Sanırım yorgunsun.
2.5. had better
Tercih, “olsa iyi olur”
- Hadn’t we better start rightaway ?
Hemen başlamak/başlamamız iyi olmaz mı ?
- I’d better keep it in a box.
Onu bir kutuda saklasak iyi olur.
2.6. have (got) to
a) Konuşmacının gerçeklere dayanarak ilettiği zorunluluk.
- She has to leave immediately. There is a phone call.
Hemen çıkması gerek. Telefon var.
b) Gerekmezlik (= needn’t )
- You don’t have to study at all.
Hiç çalışman gerekmez.
- She won’t have to go.
Gitmesi gerekmeyecek.
- We didn’t have to buy anything.
Hiçbirşey satın almamız gerekmedi.
Kimi zaman have = sahip olmak yüklemi, have to yardımcı yükleminin kullanımına benzer bir çekilde kullanılıyor olabilir. Cümlenin anlamını yanlış anlamamak için dikkat etmek gerekir.
- This book has a lot to say.
(= This book has a lot of things to say.)
2.7. may
a) Olasılık
- We may never see that comet again.
Bu kuyruklu yıldızı bir daha hiç göremeyebiliriz.
b) İzin, rica
- You may go.
Gidebilirsin.
c) Gelecekte tamamlanması olası eylem.
- Many species may have died out by then.
O zamana kadar pek çok tür tükenmiş olabilir.
d) Geçmişe ait olası eylem
- He may have missed the bus.
Otobüsü kaçırmış olabilir. / Belki de otobüsü kaçırdı.
e) Geçmişte gerçekleşmemiş olasılık
- They may have won the match. They played terribly.
Maçı kazanabilirlerdi.
f) may as well = had better

“may well” kullanımına dikkat ! Bu yapıda well kelimesi pekala, neden olmasın anlamını taşır.

g) Dualar “may” ile olur. “May” yardımcı yüklemi özneden önce gelir.
- May God be with you.
Tanrı seninle olsun.
h) “Rağmen” anlamı veren cümlelerde, devrik yapıda “may” kullanılabilir.
2.8. might
a) zayıf olasılık
- This medicine might have some side effects.
Bu ilacın bazı yan etkileri olabilir.
b) izin isteme
- Might we suggest something ?
Birşey önerebilir miyiz ?
c) gelecekte tamamlanması olası eylem
- By the year 2.000, you might have died.
2000 yılına gelindiğinde ölmüş olabilirsin(iz).
d) geçmişe ait olası eylem
- He might have tried to contact you.
Sana ulaşmaya çalışmış olabilir.
e) geçmişte gerçekleşmemiş olasılık
- They might at least have apologized.
En azından özür dileyebilirlerdi [ama dilemediler]
f) might as well = had better
2.9. must
a) konuşmacının zorunlu gördüğü, kendi fikrine dayalı zorunluluk
- I don’t want her here. She must go.
Onu burada istemiyorum. Gitmeli./Gitmesi şart.
b) çok kuvvetli olasılık
- There must be a mistake. Check it again.
Bir hata olmalı./ Mutlaka bir hata vardır. Yeniden kontrol et.
- He must be sleeping. I can hear his snore.
Uyuyor olmalı. Horultusunu duyabiliyorum.
Bu yapının olumsuzu mustn’t ile değil can’t ile oluşturulur.

c) Yasaklama
- You must not take any pictures here.
Burada fotoğraf çekmemelisin(iz).
d) Geçmişte gerçekleşmiş olması olası eylem
- He must have missed the bus.
Otobüsü kaçırmış olmalı.

Bu yapının olumsuzu musn’t have ile değil can’t have ile oluşturulur.
2.10. need(n’t)
a) Gerekmezlik (= don’t/doesn’t have to)
- You needn’t worry.
Endişelenmen gerekmez/gereksiz.
b) Gereklilik
- Need I sign it ?
İmzalamam gerekir mi ?
c) Geçmişte gerek olmadığı halde yapılmış eylem.
- We needn’t have brought our tent; his tent is large enough.
Çadırımızı getirmemiz gerekmezdi. Onun çadırı yeterinde geniş.
2.11. ought to
a) Öğüt, tavsiye
- It ought to be cleaned every two months.
İki ayda bir temizlenmesi gerek.
b) Geçmişte gerçekleş(me)miş olasılık.
- She ought to have been more careful
Daha dikkatli olması gerekirdi.
2.12. shall
a) Gelecek. Resmi kullanım.
- When shall we announce the results ?
Sonuçları ne zaman açıklayacağız ?
b) Sadece I ve we ile, öneri.
- Shall we go out ?
Çıkalım mı ?
c) Will yerine. Resmi kullanım.
- The accused shall be interrogated.
Sanık sorguya çekilecek.
2.13. should
a) Yükümlülük
- He should work harder.
Daha fazla çalışması gerek.
b) Şu anda gerçekleşmesi gerekirken gerçekleşmeyen - ya da bunun tam tersi - eylem.
- You should be at home now. You should be studying.
Şu anda evde olman gerekirdi. Ders çalışıyor olmalıydın.
c) Why veya How ile, tedirginlik ve öfke ifadesinde.
- How should I know it ?
Ben nereden bileyim ?
d) Olasılık
- He worked hard. So, he should succeed.
İyi çalıştı. Kazanması gerekir. / Kazanacaktır.
e) Geçmişte gerçekleşmemiş gereklilik
- She should have seen her mistake.
Hatasını görmesi gerekirdi.
f) Bazı yüklem ve sıfatlarla
- I advise that she should resign.
- Was it essential that he should be sacked ?
g) Second conditional yapıda, devrik cümle oluşturmak için.
- Should he come, give him my message.
2.14. used to
a) Geçmişte olan ve artık devam etmeyen al??kanlık.
- I used to exercise regularly.
Düzenli olarak alıştırma yapardım.
b) Olumsuz yapıda, geçmişte olmayıp sonradan edinilen al??kanlık.
- She didn’t use to smoke.
Eskiden sigara içmezdi.
- He never used to leave the office early.
Ofisten asla erken ayrılmazdı.
Her ne kadar used to ile doğrudan bir ilgisi olmasa da, karışıklığa çok çabuk neden olabildiği için be used to ve get used to yapılarına da değinmek yerinde olacaktır. Be used to “alışkın olmak”, get used to ise “alışkanlığı kazanmak” anlamlarını taşırlar ve yardımcı yüklem özellikleri yoktur.
- “Your neighbours upstairs are making a lot of noise.”
- “I’m used to it.”
- When I first moved to Ankara, life was difficult. Then I got used to living here.
2.15. will
a) Geleceğe yönelik durum, eylem
- I will come with you.
Seninle geleceğim.
- Next month, we’ll be opening a new branch.
Gelecek ay yeni bir şube açıyor olacağız.
- Next month, we’ll have opened a new branch.
Gelecek ay yeni bir şube açmış olacağız.
b) Rica, istek
- Will you please leave the door open ?
Lütfen kapıyı açık bırakır mısın ?
c) Geleceğe yönelik kesin ve doğal sonuç
- She is so stubborn. She’ll refuse it.
Çok inatçı. Reddeder./Reddedecektir.
2.16. would
a) Geçmişte alışkanlık. Used to yapısından farkı, bu alışkanlığın bitmiş olmasının gerekmemesidir.

- He would drink a glass of wine after dinner.
Akşam yemeğinden sonra bir bardak şrap içerdi.
b) Rica, istek
- Would you send the brochures as soon as possible ?
Broşürleri olabildiğince çabuk gönderir misiniz ?
c) Geçmişte zorunluluk, kimi zaman inat taşıyan eylem.
- I begged him to help me, but he wouldn’t.
Bana yardım etmesini istedim ama etmeyeceği tuttu.
d) Geçmişte gerçekleşmemiş eylem.
- We would have stayed longer but the weather changed.
Daha uzun kalırdık ama havalar değişti.
e) Second conditional türü kullanımda
- If you had not been so lazy you would be studying at university now.
O kadar tembel olmasaydın şimdi üniversitede okuyor olurdun.
2.17. would rather
“Tercih etmek, yeğlemek” anlamını taşır.
- I’d rather die keep silent.
Sessiz kalmayı yeğlerim. / Ben iyisi mi sessiz kalayım.
Tercih söz konusu olduğunda than kullanılır.
- We’d rather starve to death than eat it.
Onu yemektense açlıktan ölmeyi tercih ederiz,

would rather + kişi durumunda bu kişiden sonra gelen yüklem Simple Past Tense ile oluşturulur, ama anlam past değildir.

- I’d rather you went first.
Senin önce gitmeni tercih ederim.
3. Diğer kullanımlar
Bazı yardımcı yüklemler, özellikle Reported Speech yapılarda, birbirlerinin past hali olarak kullanılırlar. Bu konudaki yanılgılardan biri, shall yardımcı yükleminin past halinin should olduğudur; shall yapısının past hali sadece would yardımcı yüklemi olabilir.

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-konu-anlatimi-ve-gramer-notlari-3-yardimci-fiiller-be-am-is-are-able-to-can-could-dare-had-better-have-got-to-may-might-must-need-n-t-ought-to-shall-should-used-to-will-would-would-rather_14369411.html

Yorum Yaz

İngilizce Konu anlatımı ve Gramer Notları -2(Zamanlar-Simple Present Tense,Present Continuous Tense,Present Perfect Tense,Present Perfect Continuous Tense,Past Perfect Tense,Past Perfect Continuous Tense,Past Continuous Tense,Future)

ZAMAN KAVRAMI
1. GiRiŞ
Bu ve bunu izleyen ana başlık altında İngilizce’de yer alan bütün zamanlar (= tense) ve yardımcı yüklemler (= modal verbs) iki ayrı başlık altında ele alınmaktadır. Zamanlar “Present”, “Past”, ve “Future” sırası ile, yardımcı yüklemler ise alfabe sıralamasında ele alınmaktadır. Önemli çeviri özellikleri, her zaman olduğu gibi, kutu içinde verilmektedir.
2. “Present” : Geniş zaman / Şimdiki zaman
2.1. Simple Present Tense
a) Her zaman olan/olabilecek olaylar için kullanılır.
- The earth rotates around the sun.
Dünya güneşin çevresinde döner.
b) Bir olayı naklederken, özellikle hikaye dilinde kullanılır.
- Rosencrantz flips a coin.
Rosencrantz yazı tura için para atar.
c) Her zaman olan, olabilecek ve bir sıkl??a sahip olayların anlatımında kullanılır.
- I always/sometimes/rarely brush my teeth.
Dişlerimi her zaman/bazan/nadiren fırçalarım.

Simple Present’ın bu kullanımları (A-C) Türkçe’ye aktarılırken “yüklem + -Er/-Ir” yapısı kullanılır.

d) Geleceğe ait kesin bir olaydan söz ederken kullanılır.
- We set off after lunch.
Öğle yemeğinin ardından yola çıkıyoruz.
e) Normalde “yüklem + -ing” yapısı ile kullanılmayan bazı yüklemlerle birlikte kullanılır. Bu yüklemlerin başlıcaları:

astonish, belong to, believe, concern, consist of, contain, depend on, deserve, detest, dislike, doubt, feel, fit, forget, guess, have, hear, hate, imagine, include, impress, know, like, love, need, owe, realize, recognize, regret, resemble, remember, satisfy, see, seem, smell, sound, suppose, taste, think, understand, want, wish
• feel yüklemi “fikir sahibi olmak” (- I feel he is right) anlamında “-ing” almaz; “hissetmek” anlamı (- How are you feeling today?) taşıdığında “-ing” alır.
• have yüklemi “sahip olmak” (- She has three children.) anlamında “-ing” almaz”; “..almak / yemek” anlamı (- They are having lunch.) taşıdığında “-ing” alır.
• hear yüklemi alışılmadık durum belirttiğinde (- I’m hearing things. / Gaipten sesler duyuyorum.) “-ing” ile kullanılabilir.
• see yüklemi alışılmadık durum belirttiğinde (- I’m seeing double) “-ing” ile kullanılabilir.
• smell yüklemi “koku salmak” (- It smells nice.) anlamında “-ing” almaz; “koklamak” anlamı (-She is smelling the flowers.) taşıdığında “-ing” ile alır.
• taste yüklemi “tadı olmak” (- It tastes nice.) anlamında “-ing” almaz; “tatmak” anlamı (- Why are you tasting the soup?) taşıdığında “-ing” alır.
• think yüklemi “fikir sahibi olmak” (- I think he is right.) anlamında “-ing” almaz; “düşünmek” anlamı (- What are you thinking ?) taşıdığında “-ing” alır.

Simple Present’ın bu kullanımları (D-E) Türkçe’ye aktarılırken “yüklem + - Er/-Ir” ya da çoğu kez “yüklem + - Iyor” yapısı kullanılır.

f) Emir vermek için kullanılır.
- Stop !
Dur !
2.2. Present Continuous Tense
a) Şu anda gerçekleşmekte olan olaylar için kullanılır.
- You are reading a sentence.
Bir cümle okuyorsun/okumaktasın.
b) Şu aralar olmakta olan olaylar için kullanılır.
- I am reading a wonderful novel.
Şahane bir kitap okuyorum/okumaktayım.
c) Geleceğe yönelik kesin planlarda kullanılır.
- What are you doing tomorrow ?
Yarın ne yapıyorsun ?
d) Konuşmacıyı tedirgin eden ve sık tekrarlanan bir olay için “always” ile birlikte kullanılır.

- She is always complaining about my dog.
Sürekli / Hep / Durmadan köpeğimden şikayet ediyor.

Present Continuous’un bu kullanımları (A-D) Türkçe’ye “yüklem + -Iyor/-mEktE” kullanılarak aktarılır.
2.3. Present Perfect Tense
a) Az önce tamamlanan bir olay için, genelde “just” ile kullanılır.
- I have just drunk a cup of tea.
Az önce/Daha şimdi bir fincan çay içtim.

b) Yapılmış ama zamanı belli olmayan eylemler için, ya da zaman belli olsa da eylemin kendisi kadar önemli olmadığı durumlarda kullanılır.

- Peter has been to the States twice.
Peter Amerika’da iki kez bulundu./Birleşik Devletler’e iki kez gitti.
c) Geçmişte yapılmış, şu anda ya da gelecekte yapılabilme olasılığı var olan olaylar için kullanılır.

- He has won 3 Oscars.
3 Oscar kazandı.

d) Sınırları kesin belirtilmeyen bir zamanı belirtmekte olan bir terim ile birlikte [1], ya da, olayın geçtiği zaman diliminin henüz sona ermediği durumlarda [2] kullanılır.

- The population has risen dramatically lately. [1]
Nüfus son zamanlarda önemli ölçüde arttı/artmıştır.

Present Perfect’in bu kullanımları (A-D) Türkçe’ye “yüklem + -DI”, çeviri metni resmi bir dil taşıdığında da “yüklem + - mIştIr” yapısı ile aktarılır.

- They haven’t had a holiday this year. [2]
Bu sene tatil yapmadılar.
e) “be” yüklemi ile birlikte, nitelik, yer, vs. belirten yapıların oluşturulmasında kullanılır.

- I have been a teacher for 7 years.
Yedi senedir öğretmenim/öğretmenlik yapmaktayım/yapıyorum.

Bu kullanım (E) Türkçe’ye “yüklem + -DIr” yapısı ile aktarılırsa da -DIr takısı genelde düşer.
2.4. Present Perfect Continuous Tense
a) Present Perfect’ten farklı olarak, daha süreli bir eylemi kapsar.
- I have been writing since ten this morning.
Bu sabah ondan beri yazıyorum/yazmaktayım.
b) Kimi zaman, olayın kendisi bitmiş olsa bile etkisi sürmektedir.

- You look terrible. Have you been fighting ?
Berbat görünüyorsun. Kavga mı ettin ?

Present Perfect Continuous Türkçe’ye, eylem sonuçlanmamış ise (A) “yüklem + -Iyor/-mEktE”, eylem sonuçlanmış ise (B) “yüklem + -DI” ile aktarılır.
3. Past : Geçmiş zaman
3.1. Simple Past Tense
a) Geçmişte belirli bir zamanda bitmiş bir olay için kullanılır. Bu kullanımın Present Perfect’ten farkı olayın geçtiği zamanın ve ayrıntıların önem kazanmasıdır.

- He left a minute ago.
Bir dakika önce çıktı.
- Where did the accident happen ?
Kaza nerede oldu ?

Simple Past’ın bu kullanımı (A) Türkçe’ye “yüklem + -DI”, daha resmi yapılarda ise “yüklem + mIştIr” kullanılarak aktarılır.

b) Geçmişe ait bir alışkanlık için “always”, “never”, vs. ile kullanılır.
- He always wore a hat.
Sürekli/Hep şapka giyerdi.

Simple Past’ın bu kulanımı (B) Türkçe’ye “yüklem + -I/ErdI” kullanılarak aktarılır.
3.2. Past Perfect Tense
a) Geçmişe ait iki olayın bulunduğu bir durumda ve bu iki olaydan birinin diğerinden önce olması halinde, önce olan olay için “Past Perfect”, sonra olan olay için de “Simple Past” kullanılır.

- When the police arrived, the burglad had escaped.
Polis geldiğinde hırsız kaçmıştı.
b) “Past Perfect” temelde “Present Perfect’in past halidir.
- He had won 3 Oscars.
3 Oscar kazanmıştı.

Past Perfect Türkçe’ye “yüklem + -mIştI” ile, ya da, pek sık olmasa da, “yüklem + - DıydI” ile aktarılır.
3.3. Past Perfect Continuous Tense
“Present Perfect Continuous” yapının past halidir.
- I had been writing since 10 this morning.
O sabah 10′dan beri yazmaktaydım.
- You looked terrible. Had you been fighting ?
Berbat görünüyordun. Kavga mı etmiştin ?

Past Perfect Continuous Türkçe’ye ” yüklem + - Iyordu / -mEktEydI / -mIştI kullanılarak aktarılabilir.
3.4. Past Continuous Tense
a) Geçmişte bir süre devam etmiş olan olayların aktarımında kullanılır.
- She was earning quite a lot of money.
Oldukça çok para kazanıyordu / kazanmaktaydı.
b) Devam etmekte iken ani ve daha kısa bir eylemle karşılaşan ya da o eylem tarafından kesintiye uğratılan bir eylem için kullanılır.
- When she heard the explosion she was having bath.
Patlamayı duyduğunda banyo yapıyordu.

Past Continuous Türkçe’ye “yüklem + -Iyordu / -mEktEydI” ile aktarılır.
3.5. “Infinitive” yapılarda past
“Infinitive” (to + yüklem) İngilizce’de “to have + V3″ ile past hali alır.
- He is believed to have a big fortune. PRESENT
İnanışa göre büyük bir serveti var.
- He is believed to have lived in misery. PAST
İnanışa göre sefalet içinde yaşadı / yaşamış.
3.6. “Gerund” yapılarda past
“Gerund” (yüklem + - ing) yapısı “having + V3″ kullanılarak past yapılabilir.
- Having completed the task, the students had a break.
(= After they had completed … )
Görevi tamamladıktan sonra öğrenciler ara verdiler.
Bu yapı perfect nitelik de taşıyabilir.
- Having completed the task, the students will have a break.
(= After they have completed …. )
4. Future: Gelecek zaman
4.1. will
a) Bir plan ya da kesinleşmiş amaç olmadığı durumlarda kullanılır.
- Don’t worry. You’ll succeed.
Endişelenme. Başaracaksın.

Bu kullanım (A) Türkçe’ye “yüklem + - EcEk” ile aktarılır.

b) Sonucun kesin / doğal olduğu bilinen durumlarda, kimi zaman da bir inatlaşma söz konusu ise kullanılır.

- When it is wet, this paint will give a terrible smell.
Islakken bu boya berbat bir koku salar / salacaktır.
- Don’t insist. She will say no.
Israr etme. Hayır der / diyecektir.

Bu kullanım (B) Türkçe’ye “yüklem + - I/Er” ya da “yüklem + - EcEkDIr” ile aktarılır.
4.2. be (am/is/are) going to
a) Bir plan ya da kesinleşmiş amaç olduğu zaman kullanılır.
- Don’t worry. I’ll help you.
Endişelenme. Sana yardım edeceğim.
b) Bir eylemin gerçekleşeceğine ait kesin iz, belirti varsa kullanılır.
- She looks very pale. I think she’s going to faint.
Çok solgun görünüyor. Sanırım bayılacak.

Bu kullanımlar (A-B) Türkçe’ye “yüklem + - EcEk” ile aktarılır.

c) “was / were going to” yapısı yapılması amaçlanan ama gerçekleşmesine olanak ya da gerek kalmayan eylemler için [1] - ya da bunun tam tersi olarak gerçekleşmesine gerek yokken gerçekleşen [2] - olaylar için kullanılır.

- I was going to call him. He called me. [1]
Onu arayacaktım. O beni aradı.
- They weren’t going to visit the ancient church but they did so while they took shelter there during the rain. [2]
Antik kiliseyi gezmeyeceklerdi ama yağmurdan korunmak için oraya sığındıklarında geziverdiler.

Bu kullanım (C) Türkçe’ye yüklem + - EcEktI” ile aktarılır.
4.3. be (am/is/are/ ..) to
a) “will (definitely)” anlamında kullanılır.
- The Queen is to visit New Zealand.
Kraliçe Yeni Zelanda’yı ziyaret edecek.

Bu kullanım (A) Türkçe’ye “yüklem + - EcEk” ile aktarılır.

b) “should” anlamında kullanılır.
- You are to do your homework.
Ev ödevini yapman gerek.

Bu kullanım (B) Türkçe’ye “should” gibi aktarılır.
4.4. Future Continuous Tense
Gelecekte sürüyor olacak eylem için kullanılır.
- This time tomorrow, I’ll be sleeping.
Yarın bu saatler uyuyor olacağım.

Future Continuous Türkçe’ye “yüklem + - Iyor / - mEktE olacak” ile aktarılır.
4.5. Future Perfect Tense
Gelecekte bir zamanda tamamlanmış olacak eylem için - genelde zaman belirten by kelimesi ile birlikte - kullanılır.
- This time tomorrow, I’ll have gone to bed.
Yarın bu saatler yatmış olacağım.
Future Perfect Türkçe’ye “yüklem + - mIş olacak” ile aktarılır.

Kaynak: http://englishpage.blogcu.com/ingilizce-konu-anlatimi-ve-gramer-notlari-2-zamanlar-simple-present-tense-present-continuous-tense-present-perfect-tense-present-perfect-continuous-tense-past-perfect-tense-past-perfect-continuous-tense-past-continuous-tense-future_14303441.html

Yorum Yaz

9. sınıf ingilizce WORKBOOK kitabı cevapları

7. sayfa

1 A:what is this?
1B:ıt is a cake
2A:what is that?
2B:ıt ıs a dolphin
3A:what are those?
3B:they are flags
4A:what are these?
4B:they are dolphins
5A:what is this?
5B: ıt is a present box
6A:what is these?
6B:ıt is a leaf
7A:what are that?
7B:they are babies
8A:what are those?
8B:they are presents
9A:what are these?
9b:they are cakes
8. sayfa (e.g)

1A: has briand got a telephone?
1B: yes, she has
2A: has emre and gönenç got a car?
2B: they has
3A: has tracy got a car?
3B: no ,she has not
4A: has briand got a dog?
4B: yes she has
5A: have I got a computey ?
5B: yes I have

e.
1:how many you brothers have got?
2:I have got one brother
3:what is his name?
4:his name is doruk
5: how old is he ?
6: he is 16 years old
8: he is a student
9: has he got a girlfriend
10: yes he has
11: what she is nationality
12: she is french
8. sayfa (f)
1A: on
1B:the
2A: a
2Bthe
2A:a

(g)

1:a
2:a
3:s
4:a
5:the
6:a
7:a
8:a
98:an
10:the
11:the
12:a
13:a
14:a
15:the
16:the

Kaynak: www.englishpage.blogcu.com

Yorum Yaz

REVİEW OF MODALS İNGİLİZCE KIPLERIN GENEL OZETİ İZİN, RİCA, İSTEK, DİLEK, NASİHAT, ÖĞÜT, ALIŞKANLIK, TERCİH ETME, YEĞLEME, BEKLENTİ, KARARLILIK, İSTEKLİLİK, YETENEK, KABİLİYET, EMRETME, KARARLAŞTIRMA, SÖZ VERME, REDDETME, ÖNERME, TEKLİF ETME

REVİEW OF MODALS

İZİN

MAY I go out?

CAN I go out?

COULD I go out?

WOULD you mind my going out?

He CAN go out?

You MAY go out?
——————————————————————————–
RİCA, İSTEK, DİLEK

CAN you move aside?

COULD you move aside?

WOULD you please move aside? (Devamini Okuyun…)

Yorum Yaz

Page 1 of 1512345»...Last »