emlak

LİSE TANZİMAT EDEBİYATI KONU ANLATIMI TANZİMAT EDEBİYATININ HAZIRLIK SAFHASI EDEBİYATÇILARI HAKKINDA BİLGİ , YİRMİSEKİZİNCİ ÇELEBİ MEHMET, SADULLAH PAŞA, MÜNİF PAŞA, AKİF PAŞA, ETHEM PERTEV PAŞA, YUSUF KAMİL PAŞA, AHMET CEVDET PAŞA

TANZİMAT EDEBİYATININ HAZIRLIK SAFHASI EDEBİYATÇILARI

YİRMİSEKİZİNCİ ÇELEBİ MEHMET (? – 1732)
Paris Sefaretnamesi ile Türk edebiyat tarihine geçmiş Osmanlı devlet adamıdır. Edirne’de doğmuştur. Doğum tarihi belli değildir. Peç Seferinde şehit düşen Süleyman Ağanın oğludur. Kendisi de Yeniçeri ocağında yetişmiştir. Darphane nazırlığı ve şıkk-ı sâlis defterdarlığı görevlerinde bulundu. Sultan III. Ahmed saltanatında baş muhasebeci oldu. 1720 yılında bu görevde bulunduğu sırada Fransa’ya büyükelçi olarak gönderildi. Osmanlı Devleti’nde ilk defa olarak devamlı bir elçilik görevi ülke dışına çıkan devlet görevlisi olan Mehmet Çelebi, Paris’te on bir ay kaldı. Dönüşünde, seyahati sırasında gördüklerini bir kitap halinde padişaha sundu.
Mehmed Efendinin, elçiliğini anlattığı Sefaretname’si tarihî ve edebî açıdan bu alanda yazılmış en önemli eserlerden biridir. Kitabında İstanbul-Paris yolculuğu, Fransızların veba korkusuyla Toulon’da heyeti 40 gün karantinada tutuşu, Bordeaux üzerinden Paris’e varışı, XV. Louis tarafından kabul edilişi, katıldığı askeri merasimler ve Paris’in ilgi çekici yerlerini konu edinmiştir. Mehmed Çelebi ayrıca, giyimi, hali, tavrı, konuşması ve terbiyesiyle, başta saray olmak üzere, ilim ve teknik kurumlarından ve genel anlamda Fransızlardan da takdir gördü. Fransa o dönemde ittifak arayışı içinde ve talepkar bir konumda olduğundan elçiye gösterilen ilgi ve özeni anlamak mümkündür. Yirmi sekiz Mehmet Çelebi’nin elçiliği, İbrahim Müteferrika’nın matbaası ve, Paris’teki Tuileries Sarayını örnek alan Lale Devri’nin ünlü Sadabad Bahçeleri ile bahçecilik alanlarında Osmanlı Devleti’ne kısa vadede önemli yansımalara önayak olmuştur.
Sefaretnamesi 1757’de Fransızca’ya çevrilmiş, Osmanlı Devletinde ise ilk defa 1867’de basılmıştır.
Yirmisekiz Mehmed Çelebi, Paris’ten döndükten sonra da çeşitli görevlerde bulundu. Siyasi bir görevle Mısır’a da gönderildi. Patrona Halil İsyanından sonra Kıbrıs’a sürülen Yirmisekiz Mehmed Çelebi, 1732’de Kıbrıs’ta öldü. Mezarı Magosa’daki Buğday Camii kenarındadır.
1720 sefaretinde beraberinde bulunmuş olan ve dönüşlerinde ilk Osmanlı matbaasının kurulmasında büyük rolü olan oğlu Yirmisekizzade Said Efendi 1742’de bir başka Fransa sefaretinde bulunmuş, 1755’de Yirmisekizzade Mehmed Said Paşa adı ile kısa bir süre sadrazamlık yapmıştır.

SADULLAH PAŞA ( 1838 – 1891)
Tanzimat devri devlet adamı ve şâir. 1838’de Erzurum’da doğdu. Babası çeşitli illerde valilik yapmış Esad Muhlis Paşadır. İyi bir tahsil gören Sadullah Paşa, babasının kontrolünde özel hocalardan Arapça, Farsça, Fıkıh, Akaid, Tabiiyye, Kimyâ ve Fransızca dersleri aldı.
1853’te ilk memuriyetine başlayarak, mâliye Vâridat Kaleminde vazifelendirildi. Üç sene kadar burada çalıştıktan sonra, Babıâli Tercüme Odasına geçti. Kısa zamanda memuriyette derecesi yükseldi ve birçok üst düzey memuriyette görev aldı.
 Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Bulgaristan Meselesini yerinde incelemek üzere Filibe’ye gönderilen komisyona başkanlık yaptı. Bu görevini tamamladıktan sonra Berlin’e elçi olarak gönderildi. Buradayken Ayastefanos Antlaşması ile Berlin Kongresine ikinci üye olarak katıldı. Berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881). 1883’te Viyana Büyükelçiliğine tayin edildi. 1891’de Viyana’da intihar etti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Sultan Mahmut Hanın türbesinin bahçesine gömüldü.
Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi On dokuzuncu Asır manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır. Sadullah Paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru Göl adlı eseridir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg Sarayı, Paris Ekspozisyonu, Cevdet Paşaya Mektup, bilinen eserleridir. Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir.

MÜNİF PAŞA (1828 – 1910)
 1828 tarihinde Antep’de doğdu. Ailesiyle gittiği Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın yapmış olduğu yenilikleri yakından görmüştür. 1852 yılında Tercüme odasına girerek Emin Efendiden Fransızca’yı öğrenmiştir. 1855 yılında Kemal Paşa ile Berlin’e gitmiş Avrupa’yı yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Avrupa’da kaldığı yıllarda Almanca’yı öğrenip hukuk, iktisat, felsefe ve edebiyat dersleri almıştır. Yurda döndükten sonra Ceride-i Havadis gazetesinde yazılar yazmaya başladı. 1863 yılında Cemiyet-i Tedrisiye-i Osmaniye’yi kurarak Mecmua-i Funun dergisini çıkarmaya başladı. Tanzimat döneminin ahlaki prensiplerini tartışmaya açarak kendisinden sonraki düşünürleri etkilemiştir. Ancak 1864 yılından sonra siyasi hayattan uzaklaşarak Tanzimat neslinden kopmuştur. Hükümet tarafından birçok memuriyete getirildi. Hatta 1872- 95 yılları arasında iki defa Tahran elçiliği yapmış 1879’da vezirlik görevinde de bulunmuştur. Ancak 1895’de Tahran elçiliğinden döndükten sonra kendisini tamamen ilme vererek İstanbul Hukuk Fakültesinde siyâsî Târih, Hukuk Târihi ve Ekonomi dersleri verdi. 1910 yılında İstanbul’da öldü. Mezarı Erenköy Kabristanındadır.
 Münif Paşa her ne kadar Divan geleneğinden gelmiş olsa da Tanzimat’ın ilk yıllarından kullandığı sade dil ile ön plandadır. Özellikle gazetelerde yazdığı ahlaki yazılarda yozlaşan toplu uyarma görevini üstlenmiştir. Özellikle Mecmua-i Funun dergisinde yazdığı Ehemmiyet-i terbiye-i Sibyan isimli makalesi modern pedagojiye dair ilk yazı olmuştur.

Eserleri: Mecmua-i Fünûn (Çeşitli bilim, fikir ve sanat konularından bahseden dergi), Dâsitân-ı Âl-i Osman, Telhis-i Hikmet-i Hukuk, Hikmet-i Hukuk (Hukuk bilgileri kitapları), İlm-i Servet (Ekonomi bilgileri).

AKİF PAŞA (1787 – 1845)

1787 senesinde Yozgat’ta doğdu. Altı yaşında iken babası ile hacca gitti. Hac dönüşü ilk tahsiline Yozgat’ta başladı. Yozgat’ta divan kâtipliğinde bulundu. Daha sonra İstanbul’a giderek Divan-ı Hümayun kalemine kâtip oldu (1814). Başarılı çalışmalarından dolayı kısa zamanda arka arkaya terfi etti. Vezirlik rütbesiyle Hariciye nazırlığına getirildi. Bir sene sonra kendisine daima rakip gördüğü Pertev Paşanın azli ile boşalan Mülkiye nazırlığına getirildi. Bir sene kadar bu görevde kaldıktan sonra hastalığı sebebiyle tekrar nazırlıktan alındı ve Kocaeli mutasarrıflığına tayin edildi. Halkın şikâyeti üzerine 1840 senesinde azledilerek, önce Edirne’de daha sonra da Bursa’da ikamete mecbur edildi. 1844 senesinde hac farizasını yerine getirmek için Hicaz’a gitti. Hac dönüşü İskenderiye’de hastalanarak 1845’te vefat etti.
Akif Paşanın geçinemediği ve sevmediği en önemli rakibi Pertev Paşa idi. Aralarında geçen çekişmeleri anlatmak ve kendisini temize çıkarmak için Tabsıra adlı eserini yazdı. Ancak, Pertev Paşanın, kendisine düşmanlık beslemediği ve zaman zaman yardım ettiği anlaşılmaktadır. Tabsıra’da öne sürülen suçlamalar, Pertev Paşanın haksız yere öldürülmesine sebeb olmuştur.
Akif Paşa Tanzimat döneminde yazdığı şiir ve nesirlerinde kullandığı halk dilini yakın dili ile ön plana çıkmıştır. Özellikle onbirli hece vezniyle yazdığı şiirlerle sadeleşme adına önemli bir iş yapmıştır. Adem Kasidesinde; varlıktan nefret eder ve ondan kurtulmaya çalışır. Kasidenin adından da anlaşılacağı üzere onun yokluğa dönüşü mevcudatın yokluktan yaratılma inancına dayanır. Eserin yazılmasında imparatorluğun o günkü hali ve Paşanın başına gelen felaketler de rol oynamıştır. Bütün bunların yol açtığı bedbinlikler eski şiirin mücerred ve süslü ifadesi ile ortaya konmuştur.
Adem Kasidesi: Psikolojik, metafizik ve estetik olmak üzere üç cephe gösterir. Hayattan bıkmış, muzdarip, kötümser görüşlü ve ümitsiz bir ruh halini ortaya koyduğu kaside, zamanında konu yönünden yenilik kabul edilmiştir. Akif Paşanın bu şiirde kullandığı tema daha sonra Hamid ile Recaizade Ekrem ve Servet-i Fünuncular tarafından da işlenmiş, böylelikle Akif Paşa bir yol gösterici olmuştur.
Eserleri:  Tabsıra, Eser-i Akif Paşa (Muhtelif mektupları), Muharrerat-ı Hususiyye-i Akif Paşa, Risalet-ül-Firasiyye ves-Siyasiyye.

ETHEM PERTEV PAŞA (1824 – 1872)

1824 senesinde Erzurum’da doğan Ethem Pertev Paşa, Tanzimat döneminin devlet adamı ve şairidir. İlköğrenimini babasının vazifeli olarak bulunduğu Gümüşhane, Samsun ve Şebinkarahisar gibi yerlerde gördü. Trabzon, İzmir, Rodos, Bursa mektupçuluklarında bulundu. Berlin elçiliğinde başkâtiplik yaptı. Almanca ve Fransızca öğrendi. Avrupa’da bulunduğu sırada, Avrupa kültürünün ve yaşayışının etkisinde kalarak orada gördüklerini Türkiye’ye aktarmak gayretine düştü. Fransızca’dan şiir çevirisi yapanların başında yer aldı. Türk edebiyatında ilk mizahçılardandır. Kastamonu valisiyken 1872’de öldü. Mezarı oradadır.
Pertev Paşanın, İslâmiyette evlenme hayâtına, masonluğa, târihe dâir telif ve tercüme risâleleri vardır. Kırmızı Bayrak adlı bir seri makalesiyle, Türkiye’de Komünizme karşı ilk tepkiyi başlattı. Jean Jacques Rousseau’dan, Volter’den ve Victor Hugo’dan şiir tercümeleri bulunan Pertev Paşanın; Itlâkü’l-Efkâr fî Akdi’l-Ebkâr, Emrü’l-Acîb fî Târih-i Ehl-i Salîb, Habnâme ve Lâhikası adlı eserleri vardır. www.teknolojiweb.net

YUSUF KAMİL PAŞA(1808 – 1876)
 
Devlet adamı. Arapkir’de doğdu. Çeşitli hocalardan ders aldı. Arapça, Farsça ve sonraları Fransızca öğrendi. Bir süre Divan-ı Hümayun Kalemi’nde çalıştı. Mısır’a gitti. Mehmet Ali paşa’nın güvenini kazanarak önce Mızır Hazine Kâtipliği’ne, sonra da Mehmet Ali Paşa’nın Maiyet Kâtipliği’ne getirildi. Kaymakam rütbesiyle asker olarak, mirivalığa dek yükseldi. 1845’te Abdülmecit ona Mirmiran rütbesi verdi. Mehmet Ali Paşa’nın kız Zeynep hanım’la evlendi. Karısından ayrılması için baskı yapıldı, Asvana sürüldü. Padişahın fermanıyla 1849’da İstanbul’a geldi, Rumeli beylerbeyi rütbesiyle Meclis-i Vala üyeliğine atandı. Vezir oldu (1849), 1852’de Ticaret Nazırı, 1854’te Tanzimat Meclisi Reisi, 1862’de Sadrazam oldu. Ölünce karısıyla birlikte yaptırdıkları Üsküdar’daki Zeynep Kâmil hastanesi’nin bahçesine gömüldü. Dilimize çevirdiği Fenélon’un Telemaque’ı Türkçe yayınlanan ilk çeviri romandır (1862).

AHMET CEVDET PAŞA (1822 – 1895)

 1882 yılında Leskofça’da doğdu. İlk tahsilini burada yaptıktan sonra 1839 yılında İstanbul’a geldi. Medrese tahsiline başladı. Bu arada, matematik, astronomi, tarih ve coğrafya gibi ilimlerle de uğraşarak kültürünü artırdı. O zaman çok meşhur olan Murad Molla tekkesine tatil günleri giderek Farsça’yı öğrendi ve Mevlana’nın Mesnevi’sini bitirdi. Divançe’sinde bulunan şiirlerin çoğunu bu tekkeye devam ettiği sırada yazdı.
1844’te 22 yaşındayken Çanat payesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu. 1845 yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermek hakkını elde etti. 13 Ağustos 1850’de Meclis-i Maarif azalığı ile birlikte Dar-ül-Muallimin (Öğretmen okulu) müdürlüğüne getirildi. Bu mektebi kısa zamanda ıslah ederek, mektebe giriş ve imtihan usullerini yönetmeliklerle tespit etti. Encümen-i Daniş’e (Osmanlı Akademisi) 1851’de asli üye seçildi. “Tarih-i Cevdet” adıyla şöhret bulan kıymetli eserinin üç cildini 1854 yılında bitirip Sultan Abdülmecit’e sundu. Eseri çok beğenen Sultan, rütbesini yükseltti. Bir sene sonra da devletin resmi tarihçisi oldu.
Osmanlı Devletinin kanunlarını yapacak olan Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyeye 1861 yılında üye tayin edildi. 1866 yılında ilmiye sınıfından vezirliğe geçti. Halep vilayetine vali tayin edildi. Bir müddet orada kaldıktan sonra yeni kurulan Divan-ı Ahkam-ı Adliye ye başkan tayin edildi. Bu vazifede çok faydalı işler gördü; memleketin adliye ve hukuk sistemini devrin ihtiyaçlarına göre düzenlemeye çalıştı. Mecelle Cemiyetini kurarak ünlü mecelleyi hazırladı. 1879 yılında Maarif Nazırlığına tayin edildi. Sonra da, çeşitli valiliklerde, Adliye, Maarif, Dahiliye, Ticaret nazırlıklarında bulundu. Padişah’ın hususi encümenlerine iştirak etti. 26 Mart 1895’te vefat etti. Naaşı, Fatih Camii bahçesine defnedildi.
Ahmet Cevdet Paşa, ilk Türk kadın romancı olarak tanınan Fatma Aliye Hanım’ın babasıdır.
 Eserleri:
1. Tarih-i Cevdet: Encüman-ı Daniş’e üye iken kaleme aldığı bu eser 1774 Kaynarca antlaşmasıyla 1826 Vaka-i Hayriye’ye kadar süren yılları ele alır. Bir bakıma Avusturyalı tarihçi Hammer’in Türk Tarihi adlı eserini kaldığı yerden devam ettirmiştir. Bizde ilmi tarih olarak ilk eserdir. Teferruatlı bir tarihin yanında ilmi yorumlara da sık sık başvurmuştur. Bu eseri yazarken Cevdet Paşa devlet arşivlerini, Doğu ve Batı kaynaklarını, Hatıraları dikkatli bir şekilde incelemiştir. Romancı gibi sürükleyici bir üslup kullanması eserin rahat okunmasını sağlamıştır.
2. Tezakir-i Cevdet ve Maruzat: Hem edebiyatımız hem de tarihimiz açısından önemli bir kaynaktır. Bu eserde Cevdet Paşa gördüğü, duyduğu veya fiilen içinde bulunduğu olayların iç yüzünü teferruatlı bir şekilde ortaya koymuştur. O dönemin İstanbul’u ve Avrupa devletlerinin iç yüzleri ile ilgili geniş bilgiler verir. Özellikle Tanzimat dönemi sosyal hayatla ilgili önemli bilgileri içeren bir eserdir. O dönemin paşaları olan Ali Paşa, Fuat Paşa, Mithat Paşa ve Reşit Paşa ile ilgili önemli anekdotlar vardır. Padişah Abdülaziz’in durumu da eserde sıkça işlenir.
3. Kısas-ı Embiya: On iki cilt olarak tasarlanan bu eser Peygamberler Tarihidir. Hz Adem’den Hz Muhammed’e kadar Kuran’da adı geçen bütün peygamberlerin hayat ve kıssalarını, İslamiyet’in doğuşu ve yayılışı, dört halife dönemini, Emevi ve Abbasi devirlerini kapsayan bir eserdir. Ayrıca Türk-İslam devletleri ile 1439 tarihine kadar Osmanlı Beyliğinin de tarihini esere eklemiştir. Eserde oldukça sade bir üslup kullanılmıştır. Şahısların karakterleri ve portreleri net bir şekilde ele alınmıştır. 
4. Mecelle: Asıl adı Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’dir. Bu eser İslam esaslarına dayanan eski hukukumuzla Türk töresi ve kısmen de Batı hukuk kurallarını kaynaştıran bir medeni hukuk kurallar bütünüdür. 1851 madde üzerine düzenlenen Mecelle 17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanununun kabulüne kadar yürürlülükte kalmıştır. Bugün dahi ruhu itibariyle her türlü hukuk mantığının temel kaynağıdır. O zamana kadar kısmen dağınık olan hukuk kuralları ve çelişkili olan kaza hükümleri bu eserde toplu ve sağlam bir hale getirilmiştir.
5. Belagat- ı Osmaniye: 1881’de yazdığı bu eser edebiyat kurallarını kapsar. Bu yapıtta hece vezninin Türkçe’ye en uygun vezin olduğu fikrini öne sürer. Ayrıca bu eserde nazım şekillerinden kafiye ve edebi sanatlara kadar her türlü edebi mesele hakkında beyanatlar vardır.
6. Kavaid-i Osmaniye: 1850 yılında yayınlanmıştır. Dil alanında en önemli çalışması olan Kavaid_i Osmaniye bilimsel nitelikteki ilk Osmanlı grameridir. Bu yapıtta Osmanlıca’yı oluşturan Arapça, Farsça ve Türkçe’nin dil kurallarını özetler. Türkçe’nin bir bilim dili olabilmesi için yeni kavramları karşılaması gerektiğini gösterir. Halk diline yakın, açık yalın bir dili savunur.

Kaynak: www.englishpahe.blogcu.com izni ile yayınlanmıştır

,

YORUM KÖŞESİ






sekiz − 3 =