emlak

Türkiyenin Komşuları, Komşu ülkelerle ilişkiler

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL

İLİŞKİDE BULUNDUĞU

KOMŞU ÜLKELER

Dünya’da ve bulunduğu bölgede önemli bir ülke olan Türkiye, komşularıyla ekonomik, siyasal ve kültürel yönden köklü ilişkilere sahiptir. Bu ilişkilerin kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanır.Çünkü doğu ve güney komşularının bir kısmıyla asırlardır aynı devletin çatısı altında bulunmanın kazandırdığı bazı ortak kültürel paydalar olmuştur.

 

Farklı kültürlere sahip olmalarına rağmen Batı komşuları da (Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri) asırlarca aynı devlet sınırları içinde bulunmuştur. Kuzey komşumuz (Eski adı SSCB) olan Rusya Federasyonu ile de tarih boyunca genellikle savaşma ve çatışma içinde geçen ilişkilerimiz olmustur.

Yukarıdaki genel açıklamalar doğrultusunda komşularımızdan Suriye, Irak, İran, Yunanistan ve Rusya Federasyonu hakkında genel coğrafi bilgiler verildikten sonra bu ülkelerle olan güncel ilişkiler, siyasi coğrafya açısından ele alınacaktır.

SURİYE

Güneydoğu komşumuz olan Suriye, en uzun kara sınırımızın olduğu devlettir. Kuzeyde Türkiye,doğuda Irak, güneyde Ürdün, batısında İsrail ve Lübnan ile çevrilidir.185.180 km2 lik yüzölçümüne sahip olan Suriye’nin nüfusu 15 milyonu aşmaktadır. Başkenti Şam, önemli kentleri ise; Halep. Hama, Humus ve Laskiyedir.

Ülke, genelde eski kütlelerin hakim olduğu tepeler ve platolarla kaplıdır.Batı kesiminde Akdeniz kıyısı boyunca uzanan Ensariye dağlarında yükselti, 1000m.’yi bulmaktadır.Bu dağların doğusunda Kahraman Maraş’tan başlayıp Amik ovası ile devam eden, içinden Asi ırmağının geçtiği derin bir çöküntü alanı uzanır. Ülkenin en yüksek kesimi, Lübnan’la sınırını oluşturan Anti-Lübnan Dağlarıdır.Bu dağların doğu kesimindeki toprakların büyük bir bölümü plato halindedir.

İklimi, Akdeniz iklimi ile kurak iklim karakterleri arasında bir geçiş özelliği gösterir. Kıyılarda Akdeniz iklimi egemendir. Burada yağışlar biraz daha fazla, sıcaklık daha yüksektir. İçerlere gidildikçe iklim, karasallık özelliği kazanır. Yağışların çok az düştüğü iç kesim genellikle çöl veye yarı çöl durumundadır. Ülkenin doğal bitki örtüsünü makiler, bozkırlar ve çöller oluşturur. Ülkenin en önemli akarsuyu, kaynaklarını tamamen Türkiye’den alan Fırat’tır. Fırat, bu ülke için hayat kaynağıdır. Bu akarsu üzerinde çok sayıda barajlar ve sulama projeleri planlanmış ve bunlar önemli ölçüde gerçekleştirilmiştir. Lübnan’dan doğan ve Suriye’den geçerek Türkiye topraklarından denize ulaşan Asi ırmağı da ülke için önemlidir.

Suriye, çok eski bir yerleşim alanıdır. Bu topraklara, 7. Yüzyılın ikinci yarısında, Müslüman Araplar hakim oluştur. Suriye, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı tooraklarına katılmış ve 1918’e kadar Türk hakimiyetinde kalmıştır. Ülke, 1918-1941 Fransızların yılları arasında ise yönetiminde kalmıştır. 1941 yılında da bağımsızlığına kavuşmuştur. Yönetimin adı Cumhuriyet olmasına rağmen, uzun yıllar tek parti (BAAS partisi) tarafından yönetilmiştir. Hafız Esad’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu, demokratikleşme konusunda bazı adımlar atmıştır.

Suriye, toprak yapısı, iklimi ve tarihi gelişimi ile ekonomik kaynakları sınırlı olan bir Orta Doğu Ülkesidir. Topraklarının yarısından fazlası ziraii faailyetler ve hayvancılığa elverişli olmasına rağmen, su büyük problemdir. Bu bakımdan ürün yetiştirilen alanlar sınırlıdır. Ülkenin başlıca tarım alanları Fırat ve Asi ırmaklarının vadi boyları ile Akdeniz kıyılarıdır. Bu alanlarda en yaygın yetiştirilen ürünler buğday ve arpadır. Ayrıca pamuk üretimi önem kazanmıştır. Diğer tarım ürünleri; tahıl, tütün, şekerpancarı, üzüm ve zeytindir. Akdeniz’e kıyısı olmasına rağmen balıkçılık Suriye’de gelişmemiştir. Küçükbaş hayvancılık ise; ülkenin doğusundaki kırsal kesimde yapılmaktadır.

Yeraltı kaynakları bakımından fakir olan ülkede, petrol çıkarılmaktadır. Humus’un doğusunda çıkarılan fosfat, ülkenin önemli yeraltı kaynağıdır.

Sanayi; hammadde, enerji, sermaye ve yetişmiş iş gücünün azlığı nedeniyle pek gelişmemiştir. Ülkede; besin maddelleri üretimi, çimento, pamuklu ve yünlü dokuma, cam, deri gibi sanayi kuruluşları özellikle önemli şehirlerin etrafında toplanmıştır. Ülkenin gelişmiş bir kara ve demiryolu şebekesi vardır. Deniz ulaşımında Akdeniz kıyısındaki başlıca limanları Lazkiye, Tartus ve Banyas’ın önemli bir yeri vardır. Şam’da Orta Doğu’nun en önemli hava limanlarından biri bulunur.

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişememiştir. Bunun sorumlusu da Suriye’dir. İki ülke arasında, Suriye tarafından haksız ve düşmanca tavırlar sonucu yaratılan önemli yapay sorunlar bulunmaktadır. Bunlar:

1.Su Sorunu

2.Hatay Sorunu

3.Terör Sorunu

Bu üç sorunda tek taraflı olarak Suriye tarafından yaratılmıştır. Bunlardan su sorunu, GAP ile daha da tırmandırılmıştır. Gap’ın tamamlanmasıyla Suriye, Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye yeterli suyu göndermeyeceğini ileri sürmektedir. Bu gerekçeyle Arap ülkelerini zaman zaman harekete geçirmekte, Arap milliyetçiliğini de kullanarak Türkiye aleyhine bazı yaptırımlar uygulanmasına çaba göstermektedir. Suriye’nin bu çabalarının altında, yeterli suyu alamamasının ötesinde, Türkiye’nin güçlenmekte olduğundan duyduğu rahatsızlık yatmaktadır. Bu rahatsızlık, Suriye yöneticilerinden olduğu kadar, Türkiye’nin kalkınarak bölgede daha etkili bir güç olmasını istemeyen Batılı dostlarımızın kışkırtmalarından kaynaklanmaktadır.

Fırat ve Dicle ırmaklarının su toplama alanları Türkiye’dedir. Kendi topraklarına düşen ve ülke topraklarında erozyona neden olan yağmur sularıyla beslenen ırmakların suyundan yararlanmak, Türkiye’nin en doğal hakkıdır. Ayrıca bu ırmaklardan yeteri kadar su Irak ve Surıye’ye gönderilmektedir.

Hatay Sorunu, 1939’da kent meclisinin almış olduğu karar gereğince Türkiye ile birleşmesi, yani Anavatan’a kavuşmasıyla son bulmuştur. Ancak Suriye, bu konuyu canlı tutarak Türkiye ile sorun yaratma politikasına devam etmektedir.

Terör Sorunu da iki ülke arasında özellikle yakın geçmişte çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Türkiye’nin toprak bütünlüğüne göz diken, bebek, kadın, yaşlı demeden ülkenin insanlarını katleden Terör örgütüne topraklarında yer veren ve onlara devlet desteği sağlayan Suriye, iki ülke arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. Türkiye’nin baskısı sonucu Terör örgütünün başını sınır dışı etmek zorunda kaldıktan sonra, barışçı ilişkiler içinde olacağını bildiren Suriye’nin nasıl bir yol izleyeceği zaman içinde netleşecektir. Terörü desteklemeyi bir devlet politikası haline getiren ve Orta Doğu’da önemli bir çiban başı olan Suriye, ABD ve diğer uluslar arası örgütler tarafından da terör destekçisi olarak ilan edilmiş durumdadır. Terör konusunda Türkiye’ye vermiş olduğu sözünde ne kadar samimi olduğu ve sözünü tutup tutmayacağı ülkemiz tarafından ciddiyetle takip edilmektedir.

Görüldüğü üzere, Suriye ile aramızda bulunan sorunların tamamı, Suriye tarafından, haksız ve düşmanca bir politikanin ürünü olarak yaratılmış yapay sorunlardır.

IRAN

Doğu komşumuz olan İran, hem nüfus (60 milyondan fazla) hem de yü-zölçüm (1.648.000 km2) bakımından komşularımızın en büyüğüdür. Ülkenin başkenti Tahran, önemli kentleriyse; Tebriz, Isfahan ve Şiraz’dır. Ülke, islâm Cumhuriyeti adı verilen bir sistemle dinî esaslar temel alınarak yönetilmektedir.

Hazar gölü, Basra Körfezi ve Umman denizi arasında yer alır. Batıda, Türkiye ve Irak; Kuzeyde Nahcivan, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkmenistan; doğuda Afganistan ve Pakistan ile komşudur. Orta Doğu’da Suudî Arabistan’dan sonra genişlik bakımından ikinci büyük ülkedir.

İran’ın kuzey ve güneyi ile batısı, yüksek dağlarla çevrilidir. Hazar gölü kıyısında Elburzlar, batı ve güneyde ise Zağroslar uzanır. Bu dağlar, Alp kıvrım sisteminin parçasıdır. Kuzeydoğu İran’daki Kopet dağları ile batıda, kuzey-güney doğrultusunda uzanan Khuzistan dağları diğer önemli engebelerdir. İran’ın büyük bir bölümünü; kurak, çıplak, ve aşınmış bir kütle olan İran platosu oluşturur. Kuzeyden ve doğudan dağ sıralarıyla çevrili olan bu platonun kuzeyinde Deşt-i Kebir, güneyinde Deşt-i Lût çölleri yer alır. Çöller, ülke yüz ölçümünün üçte birine yakın bölümünü kaplar.

İran, sık sık şiddetli depremlerin görüldüğü bir kuşak üzerinde yer almaktadır. Ülke, akarsu bakımından zengin değildir. İki önemli akarsuyundan biri, güneyde Şat-ül Arap’a karışan ve Zağrosları kesen Karun nehri, diğeri ise kuzeyde Elburzları yararak Hazar gölüne dökülen Kızıluzun’dur. Ayrıca ülkenin kuzeybatısında geniş bir çöküntü havzasına yerleşmiş Urmiye gölü, İran’daki pek çok sayıdaki göllerin en büyüğüdür.

İran’da genel olarak sert bir karasal iklim görülür. Kış aylarında ülkede, soğuk Sibirya yüksek basıncı etkilidir. Yaz aylarında ise ülkenin güneyinde dünyanın en alçak basınç merkezlerinden biri oluşur. Platoda, yazlar kurak ve sıcak, kışlar ise soğuk geçer. Burada yıllık yağış tutarları çok düşüktür.

İran toprakları, yaklaşık 10 bin yılı bulan bir yerleşim alanı olma özelliğine sahiptir. Bu topraklar üzerinde daha ilk çağlarda güçlü bir imparatorluk kurulmuştur. Asırlar boyunca çeşitli İmparatorluk ve devletlerin baskılarına karşı koymuş bir devlet olarak ayakta kalabilmiştir. Yirminci yüzyılın başlarında, yarım yüzyıl kadar şahlık ile idare edildi. 1979’da İslâm Cumhuriyeti’ne dönüştürüldü. 1980’de komşusu Irak ile olan savaş, sekiz yıl sürmüş ve bu savaşta her iki ülke de büyük yıkıma uğramıştır.

Nüfusun yarısından çoğu başkent Tahran ile önemli kentler olan Tebriz, Şiraz, İsfahan, Ah-vaz, Kirmanşah, Abadan ve Meşhet’te yaşar. Nüfusunun büyük bölümü Fars kökenlilerden oluşmaktadır. Azeri ve Türkmenler de ülke nüfusunun dörtte birini oluşturmaktadır. Oldukça genç bir nüfusa sahip olan İran’da, nüfus artış hızı da oldukça yüksektir.

İran’ın ekonomisi petrol’e dayanır. Ülkede zengin petrol ve doğal-gaz yatakları vardır. Çıkarılan petrol, Basra Körfezi kıyısındaki Abadan’da arıtılarak ihraç edilir. Abadan’dan başka Şiraz, Isfahan ve Tebriz’de petrol rafinerileri vardır, iran’daki petrol üretimi, ülke yöneticilerinin yaptırdığı hesaplamalara göre 20 yıl sonra ancak kendi ihtiyacını karşılayabilecek düzeye inecektir. Çünkü yataklardaki rezerv hızla azalmaktadır. Petrolün bitmesiyle, sanayisi gelişmemiş olan bu ülkeyi zor günler beklemektedir.

Iran’ın el dokuma halıları dünyaca ünlüdür. Türkiye-Iran sınırı l639’da Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla çizilmiş ve bugüne kadar değişmemiştir.

Iki ülke arasındaki ticarî ilişkiler son yıllarda artış göstermiştir. Iran Türkiye’ye ham petrol, deri, bakır, turfanda kavun ve karpuz satmakta Türkiye’den plâstik eşyalar, demir-çelik ürünleri, şeker, yağ ve çeşitli makineler almaktadır.

Türkiye ile Iran arasındaki siyasal ve kültürel ilişkiler yeteri kadar gelişmemiştir. Bunda da iran’ın kendine özgü Islâmî esaslara dayalı siyasal rejimini ihraç etme girişimlerinin önemli payı olmuştur. Ayrıca bu ülkenin Türkiye aleyhine faaliyet gösteren bölücü terör örgütlerini topraklarında barındırması ve onları desteklemesi de ilişkilerin gelişmemesinde önemli rol oynamıştır. Iran, Türkiye’ye karşı her plâtformda ve her zaman düşmanca politikalar izleyen Yunanistan ile de çeşitli konularda zaman zaman ittifaklar yaparak, Türkiye’ye karşı dostça olmayan davranışlar sergilemektedir.

Halkın demokratik ve çağdaş yaşam için verdiği mücadeleler son seçimlerde sonuç vermiş ve ülkede bu konularda olumlu gelişmeler olmuştur.

Hayvancılığın ülke ekonomisinde önemli yeri vardır. Ülkede yaşayan çok sayıdaki göçebe grupların başlıca geçim kaynağı, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğidir. Hazar gölü, Basra Körfezi, Umman denizi kıyılarında balıkçılık, önemli bir gelir kaynağıdır. Hazar gölü kıyılarında mersin balığından elde edilen havyar, dünyaca ünlüdür.

İran’da gelişmiş sanayi kolları; petrole dayalıdır. Abadan, Şiraz, İsfahan ve Tebriz, petrol rafinerileri ve petro-kimya tesislerinin bulunduğu başlıca merkezlerdir. Diğer sanayi kuruluşları, dokuma, gıda, çimento, cam ve ulaşım araçları üretimine dayalıdır. Ayrıca ülkede el sanatları (özellikle gümüş ve bakır işlemeciliği), ipekli dokuma, halıcılık gelişmiştir. Ülke ihracatında önemli yer tutan ham petrol ve petrol ürünleri kadar halı ve ipekli dokuma da ön plândadır. Tebriz, İsfahan ve Kirmanşah başlıca halı üretim merkezleridir.

Ülkedeki ulaşım ağı, yüz ölçüme göre yeterli değildir. Hazar gölünden başlayıp Tahran’dan geçen ve oradan Basra Körfezi’ne inen ana yol, çok önemlidir. Demir yollarında en önemli hat, başkent Tahran’ı Hazar kıyılarına ve güneybatıda Abadan’a bağlayandır. İran’ın, Hazar gölü ve Basra Körfezi kıyılarında önemli limanlan vardır.

İran, komşularımız içinde en fazla ticaret yaptığımız ülkelerdendir. Türkiye, İran’a daha çok çeşitli gıda maddeleri, canlı hayvan, demir-çelik ürünleri, kâğıt, iplik ve çeşitli makineler satmakta; İran’dan ham petrol, bazı madenler ve ham deri almaktadır.

IRAK

Türkiye’nin Güneydoğusunda 438 317 km2 alan kaplayan İrak’ın nüfusu 20 milyon dolayındadır. Başkenti Bağdat olan ülkenin önemli şehirleri; Basra, Kerkük Musul ve Erbil’dir.

Güneydoğu komşumuz olan Irak, Orta Doğu’da merkezî bir konuma sahiptir. Doğudan İran, batıdan Suriye, Ürdün, Suudî Arabistan, güneyden Kuveyt ve Basra Körfezi ile çevrilidir. Büyük bir bölümü az yüksek düzlüklerden oluşan ülke, coğrafî bakımdan şu bölgelere ayrılır: Mezopotamya düzlükleri, Kuzeydoğudaki dağlık alan, Batı ve güneybatıda yer alan yan çöl alanları.

En verimli toprakları Fırat ve Dicle ırmakları boylarındadır. Bu iki ırmak, İrak’ın hayat kaynağıdır. Ülke nüfusunun önemli bir kısmı da bu iki ırmağın yakınlarında toplanmış durumdadır. Tarihî devirlerden beri bu iki ırmak arasındaki verimli topraklar, Mezopotamya olarak bilinir ve çeşitli medeniyetlerin doğuş alanı olmuştur.

Mezopotamya, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Dicle ve Fırat ırmaklarının alüvyal dolgu alanıdır ve ülkenin yaklaşık yansını oluşturur. Bu iki nehir, Basra Körfezi’ne 180 km kala birleşir ve Şat-ül Arap adıyla körfeze dökülür. Şat-ül Arap’ın çevresi, bataklık düzlükler halindedir. Bataklık sazları ve ağaçlarıyla kaplı olan bu kesimde ulaşım, daha çok teknelerle yapılmaktadır.

Irak, sıcak ve kurak karasal iklimin etkisi altındadır. Düzlüklerde yazlar çok sıcak geçer. Temmuz ve ağustos aylarında sıcaklıklar 46°C’ye kadar çıkar. Yıllık yağış tutarları, güneybatıdan kuzeydoğuya doğru artış gösterir. Yüksek dağlık kesimlerde 750-1000 mm’yi bulan yıllık yağış, güneybatıya doğru azalarak 100 mm’ye kadar düşer. Kuzeydoğudaki dağlık kesimde yazlar sıcak, kışlar soğuk geçer.

Ormanlar, ülke yüz ölçümünün çok küçük bir bölümünü kaplar. Ülke genelinde bozkırlar ve seyrek çalılıklar yaygındır.

İrak’ta bugün çeşitli etnik gruplara mensup 20 milyona yakın insan yaşamaktadır. Nüfusun çoğunluğunu Araplar oluşturur. En önemli azınlık 2.5 milyon dolayındaki nüfusa sahip olan Türklerdir. Aynca ülkede 0.5 milyon dolayında hristiyan nüfus yaşamaktadır.

İrak’ta halkın büyük çoğunluğu, geçimini tarımdan sağlar. Ekili-dikili alanların üçte birinde sulamalı tarım yapılır. Bu amaçla Fırat ve Dicle üzerinde çok sayıda baraj yapılmıştır. Başlıca ürünleri; hurma, çeltik ve pamuktur. Dünya hurma üretiminin %70’ini gerçekleştirir. Baklagiller ve susam üretimi de yaygındır. Kuzey kesiminde daha çok tahıl ve tütün üretilir.

Mera ve çayır alanlarının çok az yer kaplaması nedeniyle hayvancılık pek gelişmemiştir. Gelişme yolunda olan ekonomisinde, petrolden elde edilen gelirin büyük bir bölümünü, tarımı modernleştirmeye harcamaktadır. Bunda başarılı olmuş, birim alandan yüksek verim elde ederek bu yolla açıklarım kapatmıştır.

Ülke, yer altı kaynakları bakımından önde gelen petrol üreticileri arasında yer alır. İrak’taki petrol havzaları kuzeydoğuda (Musul, Kerkük) ve güneyde Basra Körfezi kıyısında olmak üzere başlıca iki bölgededir. Dünya petrol rezervlerinin %10’una sahip olan ülke, çıkarttığı petrolü dünyaya, doğu Akdeniz’deki limanlar ile ülkemizdeki Kerkük-Yumurtalık boru hatları ve Basra Körfezi’ndeki istasyonlardan ihraç eder. Körfez Savaşı sonrası, ambargo nedeniyle petrol boru hatları, bir süre kapalı kalmış, daha sonra kısmen yeniden açılmıştır. Ülkenin petrol dışındaki yer altı zenginlikleri arasında doğal gaz, kükürt, fosfat ve tuz sayılabilir.

İrak’ta, petrol ve petrol ürünlerine dayalı olanlar dışında diğer sanayi kollan pek gelişmemiştir. De-mir-çelik sanayii, ulaşım araçları, çimento, gıda, tekstil sanayii kuruluşları son yıllarda önem kazanmıştır. Ancak günümüzde bütün bu kuruluşlann büyük bölümü son girişilen savaş sonrasında çalıştırılamaz hâle gelmiştir.

Körfez Savaşı öncesinde, ülkemizle Irak arasında çok canlı bir ticaret vardı. İrak’a uygulanan ambargo nedeniyle bu ticaret büyük ölçüde durmuştur. Türkiye, İrak’a çeşitli gıda maddeleri, konfeksiyon ve demir-çelik ürünleri satmakta; bu ülkeden ham petrol satın almaktadır.

Irak, 1534 yılında Osmanlı yönetimine girmiş ve 1918 yılına kadar aynı ülkenin bir parçası olarak kalmıştır. Kısa bir süre ingiltere’nin etkisinde kalan Irak, 1932 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur. 1980-1988 yılları arasında iran’la savaşan Irak, 1990 yılında da yine bir başka komşusu olan Kuveyt-le savaşa girmiştir. Bu ülkeyi işgal ve kendi topraklarına ilhak eden Irak, Birleşmiş Milletler desteğinde ABD ve müttefiklerinin müdahalesiyle büyük bir yenilgiye uğramıştır. Büyük kayıplar veren İrak’a uzun yıllar süren petrol dış satım yasağı konmuştur. Ayrıca bu ülkeye ilâç dışında ticaret ambargosu konulmuştur.

Bu ağır yaptırımlar karşısında Irak, ekonomik ve siyasal alanda önemli kayıplara uğramıştır. Bu arada Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı da kapatılmıştır. Böylece komşumuz İrak’ın yapmış olduğu hata yüzünden Türkiye de ekonomik kayıplara uğramış bulunmaktadır. Saldırgan ve istilâcı tutumu nedeniyle savaşa neden olması ve savaştan yenik çıkması üzerine Birleşmiş Milletler tarafından öne sürelen koşulları yerine getirmekte isteksiz davranan Irak, ekonomik yönden her geçen gün daha kötüye gitmektedir. İrak’ın bu durumundan Türkiye’de zarar görmektedir. İrak’taki diktatörlük yönetiminin akıl dışı uygulama ve politikalarının sona ermesi, hem ülke hem de bölge açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Iran savaşı ve Kuveyt savaşı sonrasında ülkesindeki Kürt vatandaşlarına karşı kimyasal silâh kullanarak imha politikası uygulayan İrak’ın kuzey kesiminde özel bir bölge oluşturulmuştur. ABD ve müttefikleri tarafından kabaca; 36. kuzey paralelinin kuzeyinde Irak uçaklarına uçuş yasağı konulmuştur. Burada Irak devleti egemen durumda değildir. Bu bölgede yaşayan Kürtlere özel bir politika uygulanmakta ve İrak’a karşı korunmaktadır. Kürt liderler zaman zaman Avrupa ve ABD’de bir araya getirilip birlikte hareket etme telkinleri yapılmaktadır. Bu bölgede kurulması plânlanan bir Kürt devletinin siyasal alt yapısı 1999 yılında oluşturulmuştur.

36.paralelin kuzeyinde bulunan Türkler, Kürtlere sağlanan kolaylıklardan yararlandırılmamaktadır. Ayrıca Kuzey İrak’ta bulunan ve 36. Kuzey paralenin güneyinde bulunan Kürtler de ABD ve Batılı devletler tarafından koruma altındadır. Sonuç olarak belirtmek gerekirse, 36. Kuzey paraleli uygulaması, aslında Kuzey İrak’ta kurulması istenilen bir kurt devleti için ortaya atılmış bir adımdır. Buradaki Türklerin hiç dikkate alınmaması, konunun Türkiye için çok önemli bir boyutudur. Çünkü bölgede 2.5 milyon Türk (Türkmen) yaşamaktadır.

Petrol ihraç eden ülkeler birliği (OPEC)’nde yer alan İrak’ın zengin petrol yatakları, güneyde Basra Körfezi kıyısmdadır. Kuzeydeki yataklar ise Kerkük ve Musulda’dır. Irak 1990 yılına kadar en çok petrol ihraç eden ülkeler arasında dünyada 5. sıradaydı. Irak, petrol ihracatından sağladığı gelirin önemli kısmını silahlanmaya yatırmış ve bu silâh gücüyle de bölgede lider ülke olma hayaline kapılmıştır. Ancak bu isteğini komşu ülkelere saldırganlık derecesine vardıran Irak, Arap milliyetçiliğini de zaman zaman canlandırarak Türkiye aleyhine çaba harcamaktadır. Körfez savaşı sonrası, ülkedeki petrol üretimi ancak ülke ihtiyacını karşılamaktadır. Çünkü Birleşmiş Milletler tarafından ülkeye satış yasağı uygulanmaktadır.

Ambargo öncesinde, Kerkük’ten çıkartılan petrolün bir bölümü, petrol boru hattıyla Suriye üzerinden Akdeniz’e aktarılarak ihraç edilirdi. Diğer bir kısmı ise Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattıyla yine Akdeniz üzerinden ihraç edilir. Bu petrolün önemli bir kısmını Türkiye satın alırdı.

Kuzey Irakta yaşayan 2 milyon dolayındaki Türk’ün (Türkmenlerin) önemli sorunları vardır. Birkaç yıl öncesine kadar başta Kerkük ve Musul gibi kentlerde nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Ancak Irak yönetimi, bu nüfusa karşı yıldırma politikası izlemiştir. Buralardaki Türkler, çeşitli bahanelerle göçe zorlanmış ve yerlerine Arap nüfus yerleştirilmiştir. Bilinçli bir şekilde yürütülen bu politika sonunda, bu kentlerde Türkler artık azınlıkta kalmışlardır. Ayrıca buralarda sayıları hızla azalan Türklere karşı devlet, sürekli olumsuz tutum içerisindedir.

Irak ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişmemiştir. Bunun nedeni İrak’taki demokratik olmayan (diktatörlük) yönetimin devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan ve zaman zaman da dostça olmayan tutumlarıdır. Uzun bir sınıra sahip olan bu ülkeyle akıllı, demokratik ve insan haklarına saygılı uluslar arası ölçüler içinde kurulacak ilişkiler, her iki ülke ve ülke halkı için de önemlidir.

YUNANISTAN

Deniz sınırları da dikkate alınırsa, en uzun sınıra sahip olduğumuz komşumuz Yunanistan’dır.Yunanistan, Balkan yarımadasının güneyinde yer alır.Kuzeyden Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan kuzeydoğudan Türkiye ile komşudur. Başkenti Atina, önemli sehirleri Selanik ve Pire’dir.

131,990 km2 lik yüzölçümüne ve 11 milyon nüfusa sahiptir. Ülke koy ve körfezlerle iyice parçalanmış olan büyük bir yarımada, Batı Trakya ve 2000 den fazla irili ufaklı adadan oluşur.Ülke, coğrafî bakımdan; Kuzey Yunanistan, Orta bölüm, Mora yarımadası ve Adalar Yunanistan’ı olmak üzere dört bölüme ayrılır.

Adaların en büyüğü güneydeki Girit’tir. Adaların diğerleri; Ege denizinde kuzeyden güneye doğru Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, İstanköy, Rodos, Eğriboz . Yunanistan, akarsular bakımından fakir bir ülkedir. Başlıca akarsuları; Meriç, Vardar ve Mestos’tur.

Yunanistan’da genelde Akdeniz iklimi egemendir. Doğu kesimi, Balkanlar’dan gelen soğuk hava akımlarına açıktır. Batısı ise daha ılık ve daha yağışlıdır. Batıda 1000mm’yi bulan yağışlar, doğuda yarı yarıya düşer. Sıcaklıklar ise ülkede kuzeyden güneye doğru artış gösterir. Yunanistan’da doğal bitki örtüsü, genelde maki topluluğudur. Ancak kuzeybatıdaki yüksek alanlarda ormanlara rastlanır. Ormanlarının büyük bir bölümü tahrip edilmiştir.

Tarih öncesi çağlardan itibaren yerleşime sahne olan ve değişik medeniyetlerin kurulduğu Yunanistan topraklan, 14. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Yaklaşık beş yüzyıl Osmanlı egemenliğinde kaldıktan sonra 1829’da bağımsızlığını kazanmıştır. Yunanistan, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Anlaşma Devletleri’nin desteği ile Bati Trakya ve Bati Anadolu’yu işgal etti. Ancak I. ve II. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz ile ağır bir yenilgiye uğrayarak geri çekildi.

Yunanistan’da kentli nüfus oranı yüksektir. Başkent Atina dışında Selanik, Pire, Patras, Larissa, Valos gibi şehir merkezleri ve çevreleri, nüfusun yoğun olduğu yerlerdir. Ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu Yunanlılar meydana getirir. Nüfusun geri kalanı Türkler, Makedonlar, Arnavutlar, Ermeniler ve Çingenelerden oluşur. Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerler, Bati Trakya’daki İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç çevresidir. Yunanistan’daki Türkler yoğun baskı altında yaşamaktadır.

Yunanistan’da tarım, ekonomik etkinlikler içinde ilk sırayı alır. Ancak, yüzey şekillerinin aşın engebeli oluşu ve yağış yetersizliği nedeniyle tarım fazla gelişmemiştir. Zeytin üretimi ve bağcılığın geniş yer tuttuğu Yunanistan’da başlıca tarım ürünleri; buğday, çeltik, pamuk, tütün, turunçgiller ve çeşitli sebzelerdir. Akdeniz ülkeleri içinde zeytin ve zeytinyağı üretiminde ilk sıralarda yer alan ülkelerdendir. Diğer tarımsal ürünler bakımından iç tüketimini karşılamaktan çok uzaktır.

Ülke topraklarının dörtte birini kaplayan mera alanlarında, daha ziyade küçükbaş hayvancılık yapılır. Ancak son yıllarda büyük şehirler çevresinde modern metotlarla yapılan mandıracılık gelişme göstermiştir. Ülkenin binlerce km’yi bulan kıyılan olduğu hâlde balıkçılık önemli bir gelir kaynağı değildir. Bunun başlıca nedenleri, aşırı avlanma ve deniz kirliliği nedeniyle balık neslinin azalmış olmasıdır.

Yunanistan, yeraltı kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. Kaliteli kömür yatakları olmadığı gibi petrol ve doğal gaz yatakları da çok sınırlıdır. Çıkarılan madenler arasında linyit, boksit, demir, çinko, magnezit, nikel sayılabilir. Sanayi için temel enerji kaynaklan petrol, doğal gaz ve kömür dışardan temin edilir.

Sanayi, Yunanistan’da pek gelişmemiştir. Gıda, tekstil, çimento, gübre, kâğıt, elektrikli aletler ve gemi onanını kurul uslan, özellikle büyük şehirlerin çevresinde görülür.

Az miktarda tanm ürünü ihraç eden ülke, petrol, çeşitli ulaşım araçları ile demir-çelik ve gemi makineleri ithal eder. Güçlü bir deniz filosuna sahiptir. Bu bakımdan uluslar arası deniz taşımacılığından elde ettiği navlun geliri önemli ölçüdedir.

Ülkede gelişmiş demir ve kara yolu taşımacılığının yanı sıra deniz taşımacılığı da önemlidir. Yunan deniz yollan ve dünyanın dört bir tarafında deniz taşımacılığı yapan Yunanlı armatörler, ülkeye büyük kazanç sağlar.

Turizm, ülkenin çok önemli bir gelir kaynağıdır. Üklenin dış gelirleri arasında turizm birinci sırayı almaktadır. Sanayi ise AB ye girdikten sonra gelişme yolundadır.

Yunanistan, yaklaşık 400 yıl Osmanlı yönetimindekalmıştır. 1829’da yapılan Edirne Antlaşmasıyla ülke, bağımsızlığına kavuşmuştur. Daha sonra her fırsatta Osmanlı Devleti’nden toprak koparan Yunanistan, sınırlarını Meriç’e kadar getirmiştir. Bugünkü Türkiye-Yunanistan sınırı, Lozan Antlaşması’yla kabul edilmiştir. Ancak Yunanistan tarafında kalan Batı Trakya’da 150,000 kadar Türk nüfus yaşamaktadır.

Yunanistan’la Türkiye arasında önemli sorunlar vardır. Bu sorunların tamamını da Yunanistan tek taraflı olarak yaratmaktadır. İki ülke arasındaki sorunlar aşağıdaki başlıklar altında sıralanabilir :

Batı Trakya Türkleri Sorunu: Lozan antlaşmasıyla (1924) Yunanistan ‘ın Batı Trakya kesiminde önemli miktarda Türk asıllı nüfus kalmıştı. Bunların bir kısmı Türkiye’de yaşayan Rum asıllı Türk vatandaşlarıyla karşılıklı olarak değiş tokuş (mübadele) yapılmıştır. Bunun dışında Batı Trakya’da günümüzde 150.000 kadar Türk yaşamaktadır. Bu insanların çok önemli sorunları vardır. Türk azınlık, sözde bir AB üyesi olan ülkede yaşamarına rağmen, demokrasinin en temel ilkesi olan seçme ve seçılme hakkına sahip değillerdir. Dini ibadetlerini özgürce yerine getirememektedir. Ev, arsa gibi gayrimenkulleri satın alma hakları bulunmadığı gibi kendi evlerinin tamir ve bakımını bile yapamamaktadırlar. Böylece, Türklerin elinde tapulu gayrimenkul bırakılmaması politikası izlenmektedir. Türklerin dairelerinde görev alma hakkı yoktur. Yukarıda belirtilen ve bir Avrupa Birliği üyesi olan ülkede izlenen yöntemlerin tamamı, Türk nüfüsun ülkeden uzaklaştırlması amacını gütmektedir. Bu tutum, Yunanistan devletinin resmi politikasıdır. Bütün bu demokrasi dışı davranışlar, demokrası ve insan hakları şampiyonu kesilen ve başkalarına demokrasi dersi vermeye kalkışan Avrupa Birliği üyeleri tarafında sadece seyredilmekte ve desteklenmektedir.

Ege Denizi ve Adalar Sorunu: Ege denizi, iki ülke arasında bulunan ve Akdeniz’i Marmara ve boğazlarla Karadeniz’e bağlayan arazinin çökmesi sonucu 4. Jeolojik zaman başlarında oluşmuştur. Bundan dolayı, Anadolu’nun kıyıları çok girintili çıkıntılıdır. Kıyılarımızın hemen yakınında bulunan adaların jeolojik yapısı, batı kıyılarımızla aynıdır. Yani bu adalar jeolojik olarak Batı Anadolu’nun uzantılarıdır. Çünkü bu adalar aynı zamanda Anadolu’nun kıt’a sahanlığı üzerinde bulunmaktadır. Böyle olmasına rağmen Lozan Antlaşmasına göre, 2. Dünya Savaşı sonrasında Oniki ada olarak adlandırılan ve Türkiye’nin güneybatısında kalan adalar dahil, Ege denizinde kalan adaların tamamına yakını Yunanistan tarafından haksız yere sahiplenmiştir. Bu da yetmiyormuş gibi Yunanistan, kara sularını (deniz sınırlarını) 6 milden 12 mile çıkarma çabasındadır. Böyle bir uygulama, Türkiye’nin Ege denizi kıyılarında neredeyse Türkler’in denizde yüzme hakkını bile elinden almaktadır.

Yunanistan zaman zaman bu haksız isteğini tekrarlamakta, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Ege’de yaptıkları planlı tatbikatlar sırasında ara ara krizler yaratmaktadır. Haksız isteklerini zaman zamn uluslararası kuruluşlara taşımaktadır. Ama haksız oldukları için ve Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında sonuç alamamaktadırlar. Ayrıca Ege denizini bir Yunan denizi gibi görerek bu denizin uluslararası sularında Türkiye’nin petrol aramalarına da engel olarak sorun çıkarmaktadır.

Kıbrıs Sorunu: 1571 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen Kıbrıs adası, 1914 yılında İngiltere’nin yönetimine girmiştir. 1960 yılında ise bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Adadaki Türk ve Rum nüfusunun eşit hakları üzerine kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Yunanistan kendine bağlamak istiyordu. Adadaki Türkler hunharca öldürülmeye başlandı. Ancak Yunanistan enosis politikasında başarılı olamadı. 1974’teki Türk Barış Harekatıyla Türkler katliamdan kurtuldu ve 1983 yılında Kuzey Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk devleti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. Yunanistan, bundan sonra da Kıbrıs Türkleri ve Türkiye aleyhindeki politikasını sürdürdü. Üyesi olduğu AB’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda Kıbrıs konusunu gündeme getirdi. Kıbrıs’ta tek bir devlet bulunduğunu iddia ederek KKTC’nin uluslararası kuruluşlarda tanınmaması için çaba harcamaktadır. Kıbrıs’ın tamamını Rum yönetiminin temsil ettiğini iddia etmekte ve zaman zaman bu iddiasında da başarılı olmaktadır. Rum yönetimi Kıbrıs adasının temsilcisi olarak AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuş ve bu yönde önemli gelişmeler sağlanmışlardır.

Yunanistan, Türkiye’nin AB’ne üye kabul edilmesi için Kıbrıs’taki Türklerin bütün haklarında vazgeçmeleri koşulunu öne sürmektedir. Maalesef bu istek, bazı Avrupa ülkeleri tarafından da benimsenmektedir.

Sonuç olarak Kıbrıs’ta günümüzde adada iki ayrı halkın kurduğu iki ayrı bağımsız devletin bulunması, sorunun çözümlenmesini sağlamıştır. Ancak, bu çözümü sorun olarak gören ve kendi çıkarları doğrultusunda çalıştıran ülke Yunanistan’dır. Şu anda Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için Kıbrıs sorunu diye bir sorun bulunmamaktadır. Diğerlerin de olduğu gibi bu sorunu yaratan yine Yunanistan’dır.

Adaların silahlandırılması sorunu: Yunanistan, Ege kıyılarımızn birkaç mil uzağında bulunan adaları silahlandırmaktadır. Bu durum, hem Lozan Antlaşmasına, hem uluslararası sözleşmelere hem de komşuluk ilişkilerine aykırıdır. Düşmanca bir düşüncenin ürünüdür. Ancak bu silahlandırma eylemi özellikle AB üyelerinin gözleri önünde açıkça devam etmektedir.

Terörizmi Destekleme Sorunu: Yunanistan, Türkiye aleyhine olacak her şeye destek vermektedir. Buna terörizm de dahildir. Bunun en canlı örneği, Türkiye’yi bölmek amacıyla kurulmuş bulunan dünyanın en kanlı terör örgütüne açıkça vermiş olduğu destektir. Bu terör örğütüne eğitim yeri ayıran kendi askeri personelinden eğitici elemanlar görevlendiren, örgüt elemanlarına topraklarında eğitim ve kamp yeri ayıran, ona uluslararası kuruluşlarda arka çıkan Yunanistan, aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesidir. Buna ek olarak, törerizmi kınayan uluslararası sözleşmelere de imza atmıştır. Terör örgütü başının yakalanması ile ve bağımsız Türk mahkemelerine vermiş olduğu özgür ifadeleri ile Yunanistan, teröre vermiş olduğu destek konusun da suç üstü yakalanmış bulunmaktadır.

Fır Hattı Sorunu: Fır hattı uluslararası hava ulaşımı hattıdır. Türkiye’nin Avrupa ve pek çok ülke ile olan hava ulaşımı, Ege denizi üzerinden yapılmaktadır. Bunu firsat bilen Yunanistan, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak bu uçuş hattını zaman zaman kapatma girişimlerinde bulunmakta ve iki ülke arasında kriz yaşanmasına neden olmaktadır.

Yukarıda başlıklar halinde belirtilen ve tamamen Yunanistan tarafından yaratılan sorunların temelinde, Yunanistan devlet yöneticilerinin Türk ve Türkiye düşmanlığı yatmaktadır. Yunan halkının isteğine aykırı olarak, Yunan devlet yöneticileri tarafından uygulanan bu politika, bütün Yunan Hükümetlerinin dış politikasının değişmeyen ilkesi haline gelmiştir. Bu amaçla Yunanistan, Türkiye’nin AB ye üye olmasına her türlü engeli çıkarmaktadır. Bu engelleme, birçok AB ülkesi tarafından da desteklenmektedir.

Yunanistan, gençliğini Megalo idea (büyük ideal) gibi boş bir hayal ile yetiştirmektedir. Bu hayal eski Helen imparatorluğunu canlandırmayı amaçlamaktadır. Bu ideale göre; Marmara ve Ege bölgeleri ele geçirilecek ve İstanbul büyük Yunanistanın başkenti yapılacaktır. Bu ham hayal zaman zaman Yunan yöneticileri tarafından açıkca dile getirilebilmektedir.

Yunanistan devletinin, bu olumsuz tavırlarına rağmen aynı denizin iki yakasındaki Türk ve Yunan halkı birbirlerine karşı sevgi ve barış duyguları beslemektedir. Bunun en güzel örneği, 1999 depreminden sonra açık bir şekilde gösterilmiştir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişememiştir. Türkiye Yunanistan’dan çeşitli kimyasal maddeler, ilaç ve demir çelik ürünleri satın alır. Yunanistan’dan çeşitli tarım ürünleri, bazı madenler, cam ve cam ürünleri satar.

RUSYA FEDERASYONU

1991 yılına kadar adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) olan ülke, yine aynı tarihe kadar ABD ile birlikte dünyanın iki süper gücünden biriydi. Ancak 1990’lı yıllarda başlayarak devam eden baskıcı-devletçi-kapa-lı yönetim sisteminin çöküşü ve sonunda kendine bağlı Türk Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan) ile Tacikistan, Gürcistan, Ermenistan, Beyaz Rusya, Ukrayna, Estonya, Letonya, Lit-vanya ve Moldova’nın bağımsızlığını kazanmasıyla sınırları iyice daralmıştır. Ayrıca lideri olduğu Doğu Bloku ve Varşova Paktı’nın da çökmesiyle bu birliğe bağlı olan Doğu Avrupa ülkeleri (Romanya, Macaristan, Çekoslovakya, Bulgaritan, Polanya ve Doğu Almanya’nın bloktan ayrılarak NATO’ya üye olmak için başvurmaları sonucu, ekonomik sistemin çökmesine ek olarak siyasal ve askerî sistemi de çökmüştür.

Yukarıda belirtilen nedenlerle sınırları iyice küçülerek Rusya Federasyonu adını alan yeni devlet, yine de dünyanın en geniş topraklarına sahiptir. Asya kıt’asının kuzeyinde, batıda Karadeniz’den doğuda Büyük okyanusa kadar, Güneyde Kazakistan’dan kuzeyde Kuzey Buz denizine kadar çok geniş topraklara sahiptir. Topraklarının büyük bir kısmı Asya, batıdaki küçük bir kısmı ise Avrupa kıt’asındadır. îki kıt’a arasındaki sınırı Ural dağları oluşturur. Rusya Federasyonu’nun yüzölçümü 17 milyon km2, nüfusu ise yaklaşık 150 milyondur. Başkenti Moskova olan ülkenin önemli şehirleri; Leningrad ve Gorki’dir.

Rusya Federasyonu nüfusunun çoğu, Ural dağlarının batısındaki Avrupa kesiminde yaşar. Burası, Doğu Avrupa Ovaları olarak bilinir. Ülkenin doğuda kalan Asya topraklarıysa yerşekilleri bakımından çeşitlilik gösterir. Kuzeyde kalan kesimi Sibirya’dır. Sibirya’nın doğusunda, Büyük okyanus kıyılarında yüksek sıradağlar bulunur. Ayrıca Çin sınır bölgesi de oldukça dağlıktır.

Ülkede, Kuzey Buz denizine dökülen büyük ırmaklar vardır. Obi Yeni-sey ve Lena bunların başlıcalarıdır. Karadeniz’e dökülen idil (Volga) de ülke için önemli bir akarsudur.

Ülkede genellikle karasal iklim etkilidir. Kuzey Buz Denizi yakınlarında soğuk iklim görülür. Bitki örtüsü Sibirya’da Tayga adı verilen çam ormanlarından oluşur. Güneyde ise genellikle bozkırlar yaygındır.

Rusya Federasyonu’nda yaşayan halk; dil, din ve etnik bakımından çok farklılıklar gösterir. Nüfusun çoğunluğu Ruslardan oluşur. Daha sonra Türkler gelir. Türkler, ülke içinde çeşitli yerlerde yaşamaktadır. Bunların çoğu özerk cumhuriyet ve özerk bölgelerde bulunur. Yaşadıkları yerlerin adı Özerk olsa da bu yönetimler, çok sıkı bir şekilde Rusların kontrolü altındadır.

Anayurtları olan Orta Asya’dan göç ederek dağılan Türkler, Rusya Federasyonu içinde çeşitli yerlerde ve çeşitli isimlerle bulunurlar. Türkiye’ye en yakın olan Kafkaslardaki Türkler; Karaçay, Balkar ve Dağıstan Özerk Cumhuriyetlerinde yaşar, idil boylarındakiler ise Çuvaşistan, Tataristan ve Başkurdistan Özerk Cumhuriyetlerinde yaşarlar. Ülkenin güneyinde Altay dağları çevresinde bulunan Türklerin bulunduğu yerler ise Altay, Ha-kas ve Tuva Özerk Cumhuriyetleridir. Asya kıt’ası ve ülkenin kuzeydoğu köşesinde ise Yakut Türklerinin yaşadığı Yakut (Saha) özerk cumhuriyeti bulunmaktadır.

Rusya Federasyonu’nda zengin doğal kaynaklar vardır. En önemli” yer altı kaynağı petrol, doğal gaz ve demirdir. Ayrıca Sibirya’daki geniş ormanlar, ülke için büyük bir zenginlik kaynağıdır. Tarım ve hayvancılığın önemli olduğu ülkede bazı sanayi dalları gelişmiştir. Bunların başında petrol ürünleri, silâh ve metal sanayii gelir. Ülkede sanayi ve teknoloji Batıya uyum sağlama çabasındadır.

Rusya Federasyonu, gerek siyasî ve gerekse ekonomik yönden büyük bir değişim içindedir, insana, özgürlüklere, girişimciliğe ve yaratıcılığa önem v.ermenin gerekliliğini anlayan ülke yöneticileri, siyasal ve ekonomik değişim yönünden önemli mesafeler almışlardır. Eski süper gücünden çok şeyler kaybeden, kendini yenilemek için dünyanın çeşitli kuruluşları ve ülkelerinden kredi alan ülke, yine de küresel sorunlar üzerinde etkili olabilmektedir. Bunun en canlı örneğini Balkanlarda (Kosova’da) göstermiştir.

Rusya Federasyonu, Türkiye’ye karşı, Çarlık Rusyası ve eski Doğu Blo-ku liderliğinden kalma dış politikasını devam ettirmektedir. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra farklı bloklarda yer almış iki ülkenin dış politikası, gereğince Rusya, çok zaman Türkiye’nin karşısında olmuştur. Günümüzde bunun en canlı örneğini Baku1 den gelecek petrolün Avrupa pazarlarına aktarılması konusunda görmek mümkündür. Türkiye bu petrollerin Baku-Ceyhan arasında döşenecek bir boru hattıyla taşınmasını isterken Rusya Federasyonu, kendi limanı olan Soçi üzerinden ve Karedeniz’i tabiken boğazlarımızdan tankerlerle taşınmasını desteklemektedir.

Ülke çıkarlarını ön plânda tutan daha esnek ve daha akıllıca uygulanacak dış politikalar, bu büyük komşumuz ile daha büyük projelerde birlikte çalışma imkânı yaratabilir. Ancak bu durum, Batı bloku ile Rusya Federasyonu arasında Türkiye’nin izleyeceği gerçekçi bir denge politikasıyla mümkündür.

Ülke Türkiye’ye doğal gaz, kereste gibi şeyler satar. Türkiye’den tekstil ve bazı besin maddeleri satın alır. Son yıllarda Türk müteahhitleri bu ülkede büyük başarılara imza atmışlardır. Giderek yaygınlaşan bu müteahhitlik hizmetleri yanında Türk girişimcileri Rusya Federasyonu’nda çeşitli iş yerleri de açmaktadırlar.

Türkiye’nin komşularıyla olan ilişkileri toplu olarak değerlendirildiği zaman şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Ortadoğu ülkeri olarak isimlendirilen Müslüman Arap ülkeleri (Iran ve israil hariç), kısa bir zaman önce Osmanlı egemenliğinden kurtulmuş olmanın vermiş olduğu psikolojik etkinin ve batılı devletlerin onları tarih boyunca çeşitli yollardan Türklere karşı kışkırtmış olmalarının etkileriyle ve ayrıca laik ve demokratik tek müslüman ülke olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı olumsuz tavırlar içinde olmaktadırlar. Yunanistan, her zaman ve her zeminde Türk ve Türkiye karşıtı politikalarını yürütmektedir. Kuzey komşumuz olan Rusya Federasyonu ise, geleneksel olarak Türkiye’ye karşı olan politikasını devam ettirmektedir. Komşularının bu politikalarının oluşmasında Türkiye’nin herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Ancak dostça olmayan bu politikalara karşı ülkemizin her zaman güçlü olması gerekmektedir. Bunun iki temel öğesi ise millî birlik ve ekonomik gelişmişliktir
Bu içerik internet kaynaklarından yararlanılarak sitemize eklenmiştir

YORUM KÖŞESİ

8 YORUM YORUM YAPILDI "Türkiyenin Komşuları, Komşu ülkelerle ilişkiler"

  1. fidan uncu dedi ki 26 Mart 12 20:58 

    ıııııııııyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy

  2. koray dedi ki 16 Nisan 13 15:12 

    çok harika

  3. aA dedi ki 05 Mayıs 13 12:16 

    süper olmuş teşkkürler.çok yardımcı oldu

  4. ahmet cura dedi ki 05 Mayıs 13 14:45 

    çin de olsaydı iyiydi öğrenciler için yaralı ama çok uzun

  5. beren dedi ki 29 Nisan 14 20:58 

    süper olmuş teşkkürler :)<3

  6. arzu dedi ki 22 Mayıs 14 12:02 

    çok tşr

  7. nikola dedi ki 08 Ağustos 14 12:16 

    İyidir iste

  8. onur dedi ki 12 Eylül 14 10:53 

    çok iyi






sekiz − = 6