ACIMAK REŞAT NURİ GÜNTEKİN ROMAN ÖZETİ

KONU :ROMAN ÖZETİ
ROMAN ADI :ACIMAK
YAZAR ADI :REŞAT NURİ GÜNTEKİN
KAYNAK :YENİ TÜRK ANSİKLOPEDİSİ CİLT/3
ACIMAK
Zehra öğretmen kasabanın en tanınan kişisiydi. İnsanlar ona çok güveniyordu.Çocuklarını onun mektebine göndermek için çabalıyorlardı.O, insanların gözünde en iyi muallimdi. Maarif müdürünün arkadaşı Şerif Halil Bey bir gün Zehra muallime bir haber getirdi. Zehra hanımın babası Mürşit Bey, ölmek üzereydi. Zehra hanım tereddüt ederek o Zehra’nın kendisi olmadığını iddia etti. Maarif Müdürü kasabada başka Zehra adlı kimsenin olmadığını belirtince Zehra hanım konuyu değiştirmek istedi. Konuyu değiştirmeden önce hastanın sağlığını da öğrendi. Maarif Müdürü ve arkadaşı Şerif Halil Bey durumu fark etmişlerdi.
Aradan birkaç hafta geçmişti. Şerif Halil Bey Zehra’yı yanına çağırarak babasının durumunun daha da kötüleştiğini belirtti. Zehra ise babasının yanına gitmeyeceğini, babasının ailesine çektirdiği çileleri ağlayarak anlattı. Sonra da hızlıca odadan çıktı. Öğle olmuştu. Şerif Halil Bey öğle yemeğini yemek için aşağı inerken elinde küçük bavuluyla Zehra’yı gördü. Zehra gitmeye karar vermişti. Saat iki de kalkan trene bindi, yola çıktı. Zehra yolda ;aklına babasıyla yaşadığı anıları getiriyordu. Babasının ailesine verdiği korkulu anlar geliyordu aklına. İstanbul’a geldiğinde onu babasının komşusu istasyondan almıştı. Yaşlı adam yol boyunca Mürşit efendinin nasıl bir hayat sürdüğünü anlatıyordu. Nasıl öldüğünü, evinde ona babasının komşusunun karısı ve yanındaki kadının nasıl baktığını anlatıyordu. Babasının öldüğü sırada Zehra henüz yoldaydı. Mürşit efendi Zehra gelmeden iki saat evvel ölmüştü. Son nefesinde bile Zehra’yı sayıklamıştı. Yanındaki kadınlar Mürşit efendinin bu durumuna dayanamayıp Ona ait olan bir sandık bulmuşlardı. Sandıkta Zehra’ya ait birkaç bez parçası bulup Mürşit efendiye vermişler.Zavallı adam bunları koklayarak ölmüş. Zehra bunları dinlerken çok sinirliymiş. Zehra’nın bu durumu evdekilerin hiç hoşuna gitmemişti. Akşam yemeğinden önce Zehra’ya babasının sandığını gösterdiler. Zehra bu sandığı kabul etmedi. Akşam yemeğinde de gayet sakin davranması yaşlı komşuyu sinirlendirdi. Adam açık açık Zehra’ya bunu anlattı.Zehra ise aynı tavrı yeniliyordu. Zehra eve geldiğinde babasının bulunduğu odaya girmişti. Fakat yatan ölünün kapalı yüzüne bile bakmamıştı.Bu da evdekileri düşündürüyordu. Zehra kendisine hazırlanan odaya girmişti. Odada kabul etmediği sandıkta vardı. Zehra bütün gece uyuyamıyordu aklına sürekli babasıyla yaşadığı anılar geliyordu. Ona göre ablası Feriha babasının yüzünden ölmüştü. Annesi ve büyükannesi onun yüzünden çok acı çekmişti. Babasından nefret ediyordu. Onu hiç sevmiyordu. Bir ara aklına sandık geldi. Babasının sandığının içinde ne olduğunu merak ediyordu. Yatağından kalktı sandığa doğru yürüdü,sandığı açtığında birkaç parça elbise ve küçük kilitli bir kutu buldu.Kutunun kilidini kırınca içinden bir defter ve küçük eşyalar çıktı. Defteri alıp ilk sayfasını açtı, sayfanın ortasında güzel bir yazıyla “hatıra defterim” yazıyordu. Zehra çok şaşırmıştı.
HATIRA DEFTERİM
Mürşit Bey yazdığı ilk tarihte diplomasını almıştı.Mesleğine atılmak için sevincini ve sabırsızlığını yazıyordu.
Başka bir tarihte Sivas iline maiyet memuru olarak atandığını yazıyordu. Diploma almasından iki ay bile geçmemesine rağmen diğer arkadaşlarının arasından ilk tayin edilen kişiydi. Sivas’a geldiğinde hastaydı fakat bunu bahane ederek işten ayrılmak istemiyordu. Daha kalacak yeri bile belli değildi. Yinede işine devam etti.
Zehra defteri okumaya devam ederken önüne birkaç yırtık sayfa çıktı, fakat Zehra hanım bu yırtık sayfaları okuma gereği duymadı.Mürşit Bey bir arkadaşının büyük bir yardımı ile oda tutmuştu. Nasıl çalışacağına dair bir program hazırladı. Odanın orta yerinde bulunan mermer tezgahın üzerine çalışma programının maddelerini yazdı.
Bir başka tarihte en çok istediği kaymakamlık mertebesine yükseldi. Fakat kaymakam olduğu yer çok kirliydi, su olmadığı için çocuklar birer birer ölüyordu. Küçük bedenlerinin bulunduğu tabutlar penceresinin önünden geçerken görevini yerine getiremediğini düşünüyordu. Kasabaya su getirdi ve başka bir kasabaya tayini çıktı.
En sonunda bekarlıktan kurtuluyordu. Karısı daha küçüktü ama kaynanası bir melekti. Bir dediklerini iki etmiyordu. Fakat birgün ikisinin de ona yalan söylediklerini yakın bir dostundan öğrendi. Fakat o zaman İstanbul’a taşınacaklardı. Dostundan para alırken bunları Mürşit’e anlattı. İnanmak istemedi, ama Mürşit’e söyledikleri yalanlar birer birer ortaya çıkınca zaten yavaş yavaş fakirleşiyorlardı. Mürşit Bey ayrılmak istiyordu fakat iki kızları vardı.
Yalanlarından dolayı kendisini içkiye veren Mürşit Bey ailesi için hırsızlık yapıyordu. Bazen hırsızlık yaparken yakalanıyordu, küçümseniyordu, girdiği işlerden kovuluyordu.
Ailesinin ona söylediği en büyük yalanı öğrenince karısını ve kaynanasını öldürecek kadar sinirlenmişti. Karısı karşı komşuyla sevişiyordu. Kaynanası kızının bu davranışına katılmıyordu. Fakat kızı onu intihar etmekle tehdit ediyordu.Birkaç aydır iş bulamayan Mürşit Efendi’ye karısının aşığı, yani karşı komşusu iş vermişti. Mürşit Efendi birgün çekmeceden bir dosya ararken karısına gelen aşk mektuplarını bulmuştu. Mektupları karısının aşığına gösterip adamla dövüştükten sonra adam onu işten attı.
Mürşit kaynanasına kızdı ve bir daha böyle bir şey yapmamalarını söyledi. Defter burada bitiyordu.
Zehra babasının annesi ve büyükannesinin elinden çektiklerini öğrenince babasının bulunduğu odaya giderek babasının elini ayağını öptü ve ağladı. Artık acımanın ne olduğunu öğrenmişti.
OLAYIN KAHRAMANLARI: Zehra,Annesi, Babası, Büyükannesi
OLAYIN ANAFİKRİ :Acıma duygusu olmayan bir kimsenin yaşanmış kötü olaylardan dolayı acıma duygusunu öğrenmesi.
YAZARIN HAYATI
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
1889 Yılında İstanbul’da doğmuştur ve1956 yılında Londra’da ölmüştür. Ünlü roman, hikaye ve tiyatro yazarıdır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat bölümü mezunudur. Öğretmenlik, müfettişlik, milletvekilliği ve Paris Kültür Ateşliği gibi görevlerde bulunmuştur.
Hikaye ve tiyatro türlerinde eser vermiş, olan Reşat Nuri , asıl şöhretini romanlarıyla ve bilhassa Çalıkuşu romanıyla yapmıştır. Bu romanda ülkücü aydın bir genç kız tipi olan İstanbullu Feride, kültürlü, ahlaklı, fazileti ve şefkatiyle, önceleri kendisine birazda şüpheyle bakan bu insanlarla kaynaşmayı başarmıştır. Bu bakımdan Çalıkuşu romanı, yazarını gölgede bırakan bir şöhret kazanmıştır. Feride Anadolu’ya ışık götürecek genç öğretmen hanımlarının örnek tipi haline gelmiştir.
Reşat Nuri, realist(gerçekçi) bir romancımızdır.Batı’dan aldığı teknikle yerli olay ve şahısları anlatmıştır. Memleketimizin çeşitli yerlerinde, toplumun çeşitli zümre ve tabakalarına mensup insanlar arasında geçen acı-tatlı hayat sahnelerini eserlerinde canlandırmıştır. Canlı, renkli ve tesirli bir üslubu vardır. Dili akıcı, temiz bir İstanbul Türkçesidir. Eserleri görgü ve tecrübeye dayanmaktadır.
Bütün büyük ve hakiki romancılar gibi, Reşat Nuri de gerek Anadolu gerçeklerine, gerekse üzerinde durduğu diğer mesleklere gerçekleri saptıran peşin hükümlü bir gözle bakmamıştır. İnsanı insan olarak ele almış, objektif bir gözlem ve değerlendirmeye tabi tutmuştur.
ESERLERİ: Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi, Acımak, Damga, Kızılcık Dalları, Eski Hastalık, Miskinler Tekkesi, Anadolu Notları 1-2, Yaprak Dökümü, Ateş Gecesi, Bir Kadın Düşmanı, Gökyüzü, Değirmen, Yeşil Gece, Olağan İşler, Gizli El, Haberlerin Çiçeği, Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri, Kan Davası, Kavak Yelleri, Leyla İle Mecnun, Son Sığınak, Hançer, Hülleci, Bir Köy Öğretmeni, Balıkesir Muhasebecisi, Tanrı Dağı Ziyafeti, Eski Şarkı, Hz. Muhammed’in Hayatı, Kahramanlar, Don Kişot, Yabancı, Atlı Adam, Bir Fakir Delikanlı, La Dam O Kamelya, Evham, Hakikat, İtiraf,
Bu içerik internet kaynaklarından yararlanılarak sitemize eklenmiştir.

CEVAP VER
Lütfen yazınızı giriniz.
Lütfen adınızı buraya giriniz.