emlak

KURULUŞ DÖNEMİ OSMANLI İKTİSADİ VE SOSYAL YAPISI, ANADOLU’YA GÖÇLER VE OLUŞAN YAPI, SELÇUKLU VE BİZANS ETKİLEŞİMİ, OSMANLININ BALKANLARA YAYILMASI VE BURADA İZLEDİĞİ SİYASET, MERKEZİ DEVLETİN ŞEKİLLENMESİ, KLASİK DÖNEM OSMANLI SOSYAL YAPISI, KLASİK DÖNEM OSMANLI İKTİSADİ YAPISI,

KURULUŞ DÖNEMİ OSMANLI İKTİSADİ VE SOSYAL YAPISI
A) ANADOLU’YA GÖÇLER VE OLUŞAN YAPI:

Osmanlı Devleti yağma ekonomisi ile büyüyüp imparatorluk haline gelmiştir. Bu şekilde örgütlenmiş toplumlar genelde 600 yerine sadece 100 yıl yaşamışlardır. Osmanlının bu kadar uzun yaşamasının ardındaki sebep acaba nedir?

Selçuklu Devleti yıkılınca Anadolu’da pek çok beylik oluşmuştu. Osmanlı Devleti beylik olarak kurulduğu sırada Anadolu’da büyük bir Türk nufusu bulunmaktaydı. Osmanlı bir uç beyliği olarak Bizans sınırına yerleşti. Devlet ve kurumlarının önemini bilmekte olan yöneticileri vardı.

B) SELÇUKLU VE BİZANS ETKİLEŞİMİ:

Osmanlı Devleti, Selçukluların izinden gitmiş ve ondan büyük bir miras almıştır.Selçuklu Devletinde kullanılan pek çok sistem Osmanlı Devletine geçmiş ve onu etkilemiştir.

Osmanlı ayrıca Bizansla da bir yandan çatışırken diğer taraftan devlet teşkilatı ve diğer kurumlarının nasıl düzenlemesi gerektiğine dair ondan örnekler almıştır. bunu da Bizans yöneticileri ile akrabalık kurarak ve savaşın devam etmesine rağmen ticareti kesmemiş olmaları gibi şekillerde başarmıştır.

C) OSMANLININ BALKANLARA YAYILMASI VE BURADA İZLEDİĞİ SİYASET:

Osmanlının Balkanlara yayılması çok çabuk gerçekleşmiştir. Bu yayılmayı kolaylaştıran sebepler şunlardır:

1)Balkanların Durumu: Balkanlar bu sıralarda kalabalık bir bölge değildi ve siyasi birliği sağlayan güçlü bir devlet bulunmamaktaydı. Bunun yerine sürekli birbirleriyle çatışma halinde bulunanan derebeylikler mevcuttu. Bu derebeylikler zamanla Osmanlıdan yardım istemeye başlamışlardı. Osmanlıda bu durumdan fazlasıyla yararlanmıştı. Yani bu sırada Balkanların durumu yayılma için çok müsait bir durumdaydı.

2)Osmanlının Yerleşmede Yumuşak Bir Geçişi Tercih Etmesi: Osmanlı Balkanlarda ele geçirdiği bölgelere genelde yaptığı gibi merkezden vali atamamış, bunun yerine bölgenin eski yöneticilerini görevde bırakmış yada halkın arasından yeni yöneticiler atamıştır. Daha sonra bu taprakları yavaş yavaş tımar sistemine katmıştır. merkezden bölgeye sipahi yollamamış, bunun yerine yine bölge halkından sipahi seçmişti. Osmanlı Devleti böylelikle bölge halkını yavaş yavaş kendine bağlamayı başarmıştı.

3) Gönüllü Göç, Zorunlu Sürgün Metodu: Bu dönemde Osmanlı Devleti Balkanlarda Türk ve Müslüman ahaliye toprak vermiş yada sürgün olarak burasını göstermiştir. Bu politikanın amacı ise Balkanları olabildiğince Türkleştirmektir. Bu süreç 150-200 yıl devam etmiş, bunun sonucunda 17.yyda Balkanlardaki nufus dengelenmiş, daha sonrasında da Türk nufusu bölgede hakim nufus haline gelmiştir.

Devlet bölgeye topluluklar halinde insan gönderirken bu insanlar arasında esnaf, zanaatkar olmasına dikkat etmiştir.

Ahilik teşkilatı Balkanlara yerleşmede önemli rölleri olmuştur. Teşkilat ufak topluluklar halinde bölgeye yerleşir, burada önce bir köy kurar ve çevre halkına Müslüman olması karşılığında yardımcı olurdu. Yemek verir, iş verir, yatacak yer gösterir bu sayede de bölgede müslüman halk nufusu artardı. Balkanlara giderken bu siyasetin izlenmesi Osmanlının işini kolaylaştırmış, yerleşmeyi hızlandırmıştır.

MERKEZİ DEVLETİN ŞEKİLLENMESİ

Osmanlı İktisadi sisteminde tımar sistemi önemli bir rol üstlenmiştir. bu sistem merkezileşmediği sürece de merkezi bir devletin kurulması imkansız durumdadır. Merkezi devletin oluşmasında 4 aşama mevcuttur.

İlk aşamada Osmanlı ele geçirdiği toprakları tımar olarak askerlerinin temelini oluşturan Türkmenlere vermeye başlar. Ancak bu durumda Türkmenler tahmin edilemeyen bir şekilde güçlenmeye başlamıştır.

ikinci aşamada Türkmenlerin bu denli güçlenmesine karşılık I.Murad Türkmenlere karşı kendini korumak için Kapıkulu Ordusunu oluşturmuştur.

Üçüncü aşamada 1400 lerden itibaren ele geçen topraklar artık Türkmenlere değil devşirmelikten gelen askerlere dağıtılmaya başlanır. Türkmenlere verilen topraklar genelde çocuklarına kalıyordu. Devşirmeler ise evlenemedikleri için böyle bir güçlenme sorunları olmuyordu.

Dördüncü aşamada ise güçlenmiş olan Türkmen liderleri yavaş yavaş sürgün gibi yollarla sistemin dışına itilmeye başlanır.

Merkezi devlet sürecini Fatih Sultan Mehemed zamanında tamamlamıştır. Kanunnameleri yazılı hale geitirmiş, Çandarlı ailesini sadrezamlıktan alarak yerine devşirmeler getirmiştir.

Bunun sonucunda Türkmen beyleri ile devlet arasında çekişmeler başlamış ve devşirmelerin devlete bağımlılığı açısından bir kopukluk yaratmıştır.

KLASİK DÖNEM OSMANLI SOSYAL YAPISI

Klasik dönemde Osmanlı toplumu şu sınıflara ayrılmış durumdaydı

REAYA: Bu grup Osmanlı belgelerinde “Raiyet” olarak geçmektedir. Köyde ve şehirde oturup verginin tamamını ödeyen gruptur. Bu dönemde toplumun 90%’ı kırsal kesimde oturmakta ve büyük kısmı tarımla uğraşmaktadır. Geriye kalan 10%’luk kesim ise şehirde yaşayıp lonca adı verilen teşkilatlar içinde çeşitli ekonomik faaliyetler ile uğraşmaktadır. Loncaların büyük kısmını tüccarlar oluşturur. Tefeciler ise diğer kısmı oluşturur.

ASKERİYE: Bu grup mensupları sivil ve asker olarak ikiye ayrılırlar. Askerileri devşirmeler oluşturur. Bir kısmı yeniçeri, daha dirayetlileri ordu komutanı olur. Siviller Müslüman ailelerden çıkarlar. Bu kişiler sarayda sadrazamlığa kadar yükselirler. Vali, Sancakbeyi gibi yüksek dereceli memur olabilirler.

ULEMA: Yargı, din, eğitim işleriyle uğraşan grubu oluşturular. Kadı, müderris bu grubun elemanlarıdır. Medreseden yetişirler ve idari işlerle ilgilenirler.

KLASİK DÖNEM OSMANLI İKTİSADİ YAPISI
I. VERGİLER

A) ŞER’İ VERGİLER

1)Toprağa ve Haneye Bağlı Vergiler
-Resm-i Çift: Toprak vergisidir. Osmanlıda kullanılan “Çift” kelimesi bu günkü “Dönüm” anlamındadır. Bir çift toprak bir çift öküz tarafından işlenebilecek 50-60 dönüm toprağı ifade eder. Bir kişi iki çift yada yarım çift toprağa sahip olabilir. Sipahi tarafından her mart ayında toplanır.

-Resm-i Asiyab: Değirmen vergisidir. Ayni veya nakdi olarak para veya üretilen mal karşılığında alınabilir.

-Resm-i Tapu: Bir arazi üzerine bina inşa edildiğinde arazide üretim yapılamaması yüzünden alınan vergidir.

-Resm-i Mücerred: İnsanları çalışmaya özendirmek için ergenlik çağına erişmiş çalışmayan erkeklerden alınır. Evli erkekten 12 bekar erkekten 6 akçe alınır.

-Resm-i İspenç: Resm-i Mücerredin gayrimüslimlerden alınan halidir.

-Resm-i Çift Bozan: Bir toprağın boş kalıp ekilmemesi karşılında toprak sahibinden alınan verigidir.

2) Üretim Üzerinden Alınan Öşür
Zirai mahsul karşılığında alınan vergidir. Senede bir defa üretimin 1/10 oranında sipahi tarafından nakdi yada ayni olarak toplanır. Sipahi bu vergiyi ya kendisi kullanır yada pazarda satarak nakde çevirir.

3) Cizye
“Baş Vergisi” adı da verilen bu vergi ergenlik çağına ulaşmış gayrimüslim erkeklerden askerlik yapmamaları karşılığında alınır.

4) Hayvanlardan alınan vergiler
-Ağdet-i Ağnam: Koyun ve keçiden kelle başına alınan vergidir. 2 koyuna 1 akçe olarak alınır.

-Otlak Resmi: Hayvan sahiplerinden sürülerini baş birinin toprağında otlatmaları karşılığında alınan vergidir.

-Zebita Resmi: Hayvanların kesim yapıldığı yerlerden kesim yapılan hayvan başına 2-10 para olarak alınan vergidir

-Selamet Akçesi: Sürülerin derbentlerden geçmesi karşılığında alınan vergidir.

-Ağnam Bacı: Pazar ve Panayırlarda satılan hayvanlardan alınan alım-satım vergisidir.

-Canavar Vergisi: Daha çok gayrimüslimlerin yetiştirdiği domuzlardan alınan vergidir. Kelle başı 4 para alınır.

5) Maden Vergisi
Çıkarılan madenlerin 1/5’i oranında alınan vergidir.

6) Gümrük Vergisi
Dahili ve Harici gümrüklerden 3% veya 5% oranında alınan vergidir.

7) Diğer Vergiler
-Müstesna Eyalet Vergileri: Hicaz, Haleb, Mısır, Bağdat, Trablusgarb, Yemen gibi eyaletlerde tımar sistemi oluşturulmamıştır. Bunun yerine selik vergi alınır.

-Emirlikler: Arap emirliklerinden yıllık alınan vergidir.

-Emlak-ı Muriye: Fetih esnasında devlet idaresine bırakılan yerler yada varisi olmadan ölen kişilerin devlete bıraktığı mallar

-Hasılat-ı Mütenevvila: Önceden planlanmadan gelen gelirler.

B) ÖRFİ VERGİLER

Osmanlıda olağan üstü dönemlerde alınan vergilerdir. Savaş, kıtlık gibi dönemlerde hükümdar örf yetkisini kullanarak 1 defaya mahsus olmak üzere halktan vergi toplayabilir. II. Bayezid zamanında alınan avarız vergisi gibi..

Daha sonraları bu vergi İmdad-ı Seferiye, İmdad-ı hazariye, İane-i Cihadiye gibi isimler altında her sene düzenli olarak toplanmaya başlamıştır.

II. OSMANLI TARIMI

Osmanlı ekonomisi tarıma dayalı bir ekonomidir. Osmanlı nüfusu klasik dönem öncesinde 5-6 milyon olduğu, klasik dönemde ise tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı topraklarında da başlayan nüfus patlaması ile nüfusun 8-10 milyona kadar çıktığı bilinmektedir. Yerleşik nüfusun büyük kemsi tarımla uğraşmaktadır. Konar göçerler ise genelde hayvancılık yapmaktadırlar.

Tarım ile uğraşanlar ulaşım güçlüğü yüzünden kendilerine yatacak kadar üretim yapmaktadırlar. Bu dönemde uzun mesafeli tarım ticareti yapılmamaktadır.

Klasik dönem İstanbul’unun hububat ihtiyacı ise deniz ticaretinin yapılabildiği Ege ve balkanlardan sağlanmaktadır.

Bunun gibi ulaşım güçlüğü, devletin zenginleşmeye müsaade etmeyen baskıcı yapısı gibi sebeplerden olayı Anadolu’da büyük çaplı çiftlikler veya fabrikalar kurulamamıştır. Bunun yerine aile şirketleri kurulmuştur.

Hububatta ağırlıklı üretim pamuk, sebze, meyve, bahçecilik, zeytin üretimidir.

Köylü kesim dönemin Avrupa çiftliklerine göre şanslı durumdadır. Enz azından yakın kentlerle ticari faaliyetlerde bulunabilmektedir. Köylüler özellikle büyük kentlerin kenarlarında kurulan büyük pazar, panayır gibi yerlerde ticaret yapmaktadır. Kentin esnafı da burada ürettiği malzemeleri köylülere satmaktadır. Klasik Osmanlı devrinde Pazar sistemi Feodalite Avrupasına göre daha gelişmiş durumdadır.Konar göçerler de bu pazarlara gelerek hayvansal ticarete katılırlar.

Sonuç olarak klasik dönem Osmanlı toprak sistemine bakıldığında küçük işletmeler, İstanbul ile Anadolunun kopuk olduğu, köy-kent arasını birleştiren kendi kendine yetebilen bir yapısı olduğu gözlenmektedir

A) TIMAR SİSTEMİ

Kapitalizm öncesi dönemde toplumlarda para çok kullanılmaz ayrıca ticaret yaygın değildir. Ekonomi toprağa dayalıdır ve en önemli sorun vergilerin düzenli olarak toplanmasıdır. Böyle bir arayışın sonucu olarak Osmanlı, bu durumu Tımar sistemi ile çözmeye çalışmıştır. Osmanlı Tımar Sisteminin 3 sacayağı bulunmaktadır. Bunlar:

1) Toprağın Ekilmesi (Siyasal)
2) Topraktan alınan vergi geliri (Ekonomik)
3) Tımarlı Sipahiler (Askeri)

Kuruluş döneminde Rumeli’de yapılan fetihler sırasında özel mülkiyet yaygın olmadığı için bu topraklar kolaylıkla devletleştirilebilmiştir. Anadolu’da ise özel mülkiyet yaygın olduğu için buralarda yerleşmiş gruplarla büyük çatışmalar olmuştur. Fatih döneminde bu topraklar müsadere edilmeye başlanmış, Kanuni döneminde ise toprakların çoğu ele geçirilmiştir.

Ele geçirilen topraklar devletleştirildikten sonra Osmanlı bu topraklarda sayım yaparak vergiye tabi mal, hayvan, insan ve mülkü tebit etmiştir. Tesbit edilen bu unsurlar daha sonra sırasıyla TAHRİR DEFTERLERİ ne işlenmişlerdir. Daha sonra da bu kaynaklar sağlayacakları yıllık gelirin miktarına göre DİRLİK adı verilen birimlere ayrıldı. Bu dirliklerden en yüksek gelir getirene HAS, orta ölçekli gelir getirene ZEAMET, en küçük gelir getiren kısmına ise TIMAR adı verildi. İlk ikisi padişaha veya maaş karşılığında yüksek devlet memurlarına dağıtılırdı. Bu toprakların 80%’ini oluşturan tımar ise padişah beratı ile sipahilere dağıtılırdı.

Sipahilerin görevi dirliklerindeki üretimin devamlılığını sağlamak ve vergi gelirlerini düzenli olarak toplamaktı. Dirlik sahipleri bu gelirlerin bir bölümünü kendi geçimleri için ayırdıktan sonra hem savaş sırasında orduya iştirak etmek hemde dirliğin büyüklüğüne göre CEBELÜ adı verilen askerlerin orduya katılmasını sağlamak zorundaydı.

16.yyın sonuna kadar Osmanlı ordusunun vurucu gücünü bu atlı sipahi ordusu oluşturuyordu. 1527-28 yılında Osmanlı ordusunda 70-80.000 sipahi bulunuyordu. Yüzyılın sonunda bu rakam 100.000’in üzerine çıkmış durumdaydı.

Tımar, Osmanlının askeri, iktisadi ve siyasi en önemli sistemi durumundaydı. Bu yüzden de 17.yydan itibaren çözülmeye başladığında bu üç grupta da bozulma başlamıştı. Bu da Osmanlının çözülme dönemine girmesinde önemli bir etki oluşturmuştur.

TIMAR SİSTEMİNİN ÖZELLİKLERİ:
-Tımarlar her zaman küçük aile işletmeleri olarak kalmak zorundaydı. Devlet, tımarın büyümemesini iki sebepten istiyordu. Bunlar:

1- O dönemde vergi en kolay olarak bu küçük aile işletmelerinden alınıyordu
2- Bu küçük aile işletmeleri o dönemde Osmanlının karşısına siyasi bakımdan bir muhalefetin çıkmasını da engelliyordu.

Bu iki sebepten dolayı büyük çaplı işletmeler imparatorluğun sonuna kadar görülmezler. Bu yüzden büyüyen topraklar hemen devlet tarafından müsadere olunurdu. Çift bozan gibi vergilerle de köylünün toprağını terk etmesi önlenir ve verginin devamlılığı sağlanırdı. Çift Bozan resminin tahmini olarak 300 kilo buğdaya eşit olduğu bilinmekteydi. Bu vergiyi ödemeden toprağını terk eden reaya on yıl içinde yakalanırsa tımarına geri yollanırdı.

TIMARLI SİPAHİLER:

Sipahi, Osmanlı devletindeki en küçük yöneticidir. Tımar topraklarının idaresi doğrudan padişah beratı ile sipahilere bırakılmaktadır. Sipahiler daha sonraları buralarda merkeze karşı bir muhalefet oluşturmasınlar diye devşirmelerden seçilmektedir. Sipahiler bu tımarlarda merkez tarafından belirlenen vergileri toplar, güvenliği sağlar ve cebelü yetiştirirlerdi.

Sipahiler ya toplanan verginin bir miktarını kendine maaş olarak ayırır yada KILIÇ YERİ veya HASSA ÇİFTLİK adı verilen toprakların geliriyle geçinirdi. Eğer sipahiye bu çiftlikler verilirse devlet bu çiftliğin büyümesini engeller ve sürekli gözetim altında tutardı. bu çiftlikler zamanla babadan oğla geçmeye başlayınca ilk tımar beratı ne kadar yer için verilmişse tımar el değiştirdiğinde gönderilen berat yine aynı büyüklükte yer için verilirdi.

Devlet sipahiyi nasıl kontrol ediyordu?
1- Sipahiler doğrudan padişah beratı ile atanıyordu ve senelik defter kontrolü yapılıyordu.
2- Sipahiler devşirmelerden seçiliyordu. Böylece yerel güç oluşturmaları engelleniyordu.
3- Devlet bu görevi istediği zaman sipahinin elinden alma yetkisine sahipti.
Bu şekilde sık bir denetim olunca sipahiler merkezi devletin taşradaki memuru olarak kalmışlar ve yolsuzluklara karışmamışlardır.

TIMAR DÜZENİ DIŞINDA KALAN TOPRAKLAR:
Osmanlı Devletinde tımar sistemi dışında kalan 4 tür toprak daha vardı. Bunlar:

1- Çift Başlı Mülkiyet: Özel ve devlet mülkiyetinin bir arada olduğu topraklardır. Devlet burada özel mülkiyeti tanımak zorundadır. Reaya hem toprak sahibine vergi verirken hemde devlete vermekle yükümlü olduğu vergileri ödemektedir.
2- Tam Özel Mülkiyet: Beylikler döneminden kalan kişilerin elinde kalmış az sayıdaki topraktır. Mısır gibi imtiyazlı eyaletler bu gruptadır. Bağdat, Yemen gibi yerlerde tımar sistemi oluşturulmamış, bunun yerine senelik vergi alımına gidilmiştir.
3- Vakıf Topraklar: Müsadere usulünün önüne geçmek için vatandaşlar tarafından İslam hukukuna göre vakıflaştırılmış topraklardır.
4- Miri Haslar: Büyük gelir getiren topraklardır. Bu bölgelerde devlet tımar sistemini uygulamamış bunun yerine buraların gelirini doğrudan merkeze bağlayarak nakit para ihtiyacını karşılamıştır.

FARKLI TARIMSAL ÜRETİCİLER

Reaya dışında kalan üretici kesimdir. Bunlar:

1- Ortakçı Kullar: Miri haslarda devlet adına üretim yapan kesimdir. Reaya ile köle arasında bir sınıfı oluştururlar.
2- Çeltikçi Reaya: Devlet pirinç üretimine önem vermektedir. Buda bu isimde bir reaya sınıfının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ürettikleri princin yarısını devlete verirler bundan başka vergi vermezler.
3- Belirli Hizmetleri Yerine Getiren Bunun Karşılığında Vergiden Muaf Olan Üreticiler: Derbentleri ve köprüleri koruyan kesimdir. Ayrıca imam, müezzin de bu gruptadır.
Sonuçta Devletin yaklaşık 80%’si devlet toprağı, 20%’si özel mülkiyettir.

III. LONCA TEŞKİLATI

LONCA, kentlerde aynı mesleğe sahip esnafın oluşturduğu teşkilattır. Osmanlıda kırsal kesim ile kent arasında sürekli bir bağ bulunmaktadır. Köylüler ürettiklerini satmak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla büyük kentlerin etrafında kurulmuş olan pazarlara gitmektedirler. Kentlerdeki esnaflarda ürettiği kap-kacak, giysi, silah vb. şeyleri satmak, aynı zamanda köylünün ürettiğini satın almak için bu pazarlara gitmektedirler. Bu nedenle iki kesim arasındaki ilişki kopuk değildir. Aynı dönemin Feodal Avrupa’sına bakılacak olursa köylerin kapalı bir yapıda olduğu, her ihtiyacını kendi ürettiği, kentler ile kopuk bir bağının olduğu gözlenmektedir. Osmanlıda köy ile kent arasındaki ilişki kopuk olmadığı için ticaretinde gelişmiş olduğu görülmektedir. Ticaretin gelişmesi de kentteki Lonca teşkilatının gelişmesini sağlamıştır.

Loncalardaki temel ilişki, usta-çıkar ilişkisidir. Çıraklar genç yaşta işe başlarlar ve ustalarının yanında işin inceliklerini öğrenirlerdi. Çıraklıktan kalfalığa yada kalfalıktan ustalığa geçiş lonca yönetim kurulunun onayı ile mümkün olur, bu geçişi hak edenler kuşak bağlayarak törenle bir üst makama geçerdi. Ahi teşkilatından kalma bir ahlak öğretisi mevcuttu.

Her meslek dalındaki ustalar kendi aralarından bir kişiyi kuralların uygulanmasını sağlamak ve devlet ile olan ilişkilerini yürütmek üzere KETHÜDA seçerlerdi. Ayrıca kentteki bütün kethüdanın üzerinde birde ŞEHİR KETHÜDASI bulunurdu. Loncada kethüdadan sonra gelen en önemli üye YİĞİTBAŞI idi. Yiğitbaşının en önemli görevi loncada gereksinim duyulan hammaddeleri sağlamak ve bu hammaddeleri ustalar arasında eşit olarak dağıtmaktı. Her loncanın başında loncanın dinsel temsilcisi olan ve yönetim ile uğraşmayan bir ŞEYH bulunurdu.
Loncalar kendi ürettikleri malları denetlemeye, loncanın içindeki rekabeti sınırlandırmaya çalışırlardı. Lonca içindeki esnaf sayısı şehir nufusuna göre belirlenirdi. Sadece mevcut nufusa yetecek kadar işyerinin açılmasına izin verilirdi. Yeni bir yerin açılması için loncadan izin alınması gerekirdi.

Ticaret lonca teşkilatı sayesinde devam etmektedir. Buda loncanın parayı kontrol etmesine ve sonuçta yönetimde söz sahibi olmalarına sebep olmuştur.

Klasik dönemde bu kapalı yapı istenildiği gibi işlemişken kapitalizme geçiş sürecinde sakıncalı hale gelmektedir. Serbest piyasa yoktur, sermaye birikmez.

DEVLET LONCA İLİŞKİSİ
Osmanlı yönetimi loncaları bir yandan desteklerken diğer taraftan da denetlemeye çalışmıştır.

Osmanlı loncaları nasıl desteklemektedir?

1- loncalar üretici kesimdir. Ayrıca üretim yapmalarının karşılığı olarakta vergi vermektedirler. Yani Osmanlı siyasi bakımdan loncalara muhtaç durumdadır. Bu sebeplede loncalar devletin desteğini alarak kargaşa olmadan rahat bir biçimde üretim yapabilir durumdadırlar.
2- Devlet loncalara hammadde toplamasında yardımcı olmaktadır.

Osmanlı loncaları nasıl denetlemektedir?

1- Eksik gramaj kullanan, tartıda hile yapan kişiler devlet tarafından ciddi biçimde cezalandırılırlar.
2- Devlet haftalık kontroller yapar.
3- Kurallara uyulmazsa esnafın işletmesi devlet tarafından kapatılır.
4- Ahilikten gelen bir otokontrol mevcuttur.

SİSTEMİN AÇMAZLARI

Osmanlı klasik döneminde ticaret iyi bir şekilde yürütülürken daha sonraki sanayi döneminde ticarette gelişemeyen bir yapı oluşmuştur. Bu yapı rekabeti sınırlayıcı ve ticaret sermayesinin oluşmasını engelleyici bir durum arz etmektedir. Bu yüzden lpnca teşkilatı dışında hiçbir üretim biçimi gelişmemiştir. Feodalizm sonrası loncaların kısıtlandığı bu ortamda kapitalizm ve sanayi inkılabına giriş dönemi başlamıştır. Osmanlıda ise durum tam tersi bir hal almıştır.

IV. İÇ – DIŞ TİCARET VE MERKANTALİZM

İÇ TİCARET

Osmanlı Devleti ilk kurulduğu yıllardan beri ticaretin öneminin farkındadır. Bu yüzden padişahlar Akdeniz’e, Ege’ye, Karadeniz’e seferler düzenlemişlerdir. Kanuni döneminde devrin önemli ticaret yolları ele geçirilmiştir. Bu yüzden de ticaretin geliştirilmesine yönelik bir politika izlenmiştir. Bu amaçla:

1- Yeni kurulan şehirlerde ilk olarak bir çarşı oluşturulmuş, mevcut şehirlerin çarşılarını canlandırmak amacıyla şehrin merkezine bir bedesten kurulmuştur.
2- Şehirlerde zanaat sahibi kişiler yoksa buralara dışarıdan zanaatkar kişiler gönderilmiştir.
3- Fethedilen yerlerdeki zanaatkar kişiler Anadolu’ya gönderilerek halka iş öğretmeleri sağlanmıştır.
4- Ticaret yolları üzerine ham hamam kurulup buraların korunması için de derbent teşkilatı oluşturulmuştur.

DIŞ TİCARET

Bu dönemde dış ticaret daha çok yükte hafif pahada ağır mallar üzerinde yoğunlaşmıştı. Hububat gibi taşınması güç olan ürünler ise genelde deniz taşımacılığı ile yapılıyordu.

Osmanlı klasik döneminde dış ticareti sınırlı durumdaydı. Bunun sebepleri ise şunlardır:

1- Ulaştırma teknolojisinin gelişmemiş olması
2- Osmanlı idarecilerinin üretimin kendilerine yetecek oranda kısıtlı kalması için çabalamış olmaları

Bu dönemde Orta ve Batı Avrupa ile ticaret yoktur. Avrupa ile ticaret 17.yyda İngiltere, Fransa, Hollanda başta olmak üzere ihracat şeklinde başlamıştır.

Bu dönemde Osmanlının dış ticaret için kullandığı üç ticaret yolu mevcuttur. Bunlar:

1- Doğu-Batı Hattı: iran ile yapılan ticarette kullanılan yoldur. Halep, Şam, Diyarbakır, Konya, Bursa, İstanbul yolunu izlemektedir.
2- Kuzey-Güney Hattı: Osmanlının ordu ve donanma gereksinimleri için kullandığı yoldur. Anadolu, Suriye, Mısır yolunu izlemektedir.
3- Güney-Kuzey Hattı: Anadolu’nun güneyinden Karadeniz’in kuzeyine, Polonya ve Rusya içlerine giden yoldur. Rusya ile mücadele başlayınca kesintiye uğramıştır.

Osmanlının can damarını oluşturan Akdeniz ticareti, Avrupa’nın Coğrafi Keşifleri yapıncaya kadar önemini korumuştur. Akdeniz ticaretinin yara alması Osmanlı çözülüş dönemine büyük etkisi olmuştur. Süveyş kanlının açılmasıyla Akdeniz ticareti eski önemine kavuşmuştur.

Hindistan ve Amerika’nın keşfinden sonraki 100 yıllık dönemde Akdeniz ticaretinin aldığı yara hissedilmemiştir. Etkileri zamanla hissedilmeye başlanır. Osmanlı Hint ticaret yolunun önemini 1525’te anlamıştır. Mısırın fethinden sonra Selman Reis Hindistan ticaretine girilmesinin önemi konusunda padişaha bir rapor hazırlamış ve büyük bir donanmanın kurulmasını önermiştir. Bu amaçla 1530 yılında büyük bir donanma hazırlanmış ve Hint yoluna on sefer yapılmıştır. Bu seferlerin en önemlisi 1554’te Portekizlilerle girişilen ilk açık deniz savaşıdır. Bu savaşta alınan yenilgiyle donanmanın büyük bir kısmı yitirilmiştir. Bu tarihten sonrada büyük bir sefer düzenlenmemiştir. Bu seferlerde yapılan stratejik hata ise büyük gemilere alışık olmayan iç denizlere alışmış denizcilerin gönderilmesi olmuştur.

MERKANTALİZM

Merkantalizm, Avrupa’nın feodal dönem sonrasında merkezi devleti güçlendirmek amacıyla bulduğu bir politikadır. Avrupa devletleri 17.yyda birbirleriyle büyük bir ticari rekabet içerisine girdir. Bu rekabetten başarı bir şekilde çıkmanın en önemli yolunun güçlü bir milli sermayeden geçtiği anlaşılmıştı. Bu devletler güçlü bir milli sermayeyi oluşturabilmek için de ithalatı kısıp ihracatı desteklemişlerdir. İşte milli devlete gidişin yolunu açan bu sisteme MERKANTALİZM denmektedir.

Osmanlı merkantalist bir devlet değildi. Zaten kendi kendine yeten bir üretim sistemi vardı. Köylüde lonca da fazla üretim yapamıyor devlet bu fazla üretimi engelleyici tedbirler alıyordu. Üretimin yeterli olmadığı dönemlerde gereken şeyler ithalat ile karşılanıyordu. İthalatta kısıtlama getirilmemiş aksine devlet tarafından desteklenmiştir. İthalat ve ihracatta vergiler eşit tutulmuş hatta bazı zamanlar kapitülasyonlar istenilerek verilmiştir. Klasik dönemde hiçbir sorun çıkartmayan bu sistem yüzünden daha sonraki dönemlerde Osmanlı milli bir sermaye oluşturamamış, üretim mili olmayan bir sermayeden sağlanmış buda Osmanlıyı 19.yy da dışa bağımlı bir hale getirmiştir. Cumhuriyet döneminde de bu yüzden devletçilik politikasının üzerinde çokça durulmuştur.

V. VAKIF SİSTEMİ

Vakıf; bir özel mülkün gelirinin kamu yararına veya hayır amacıyla tahsis edilmesidir. Osmanlı devletinde gerek hayır işi için gerekse mallarının müsadereden kurtarılması için halk çok fazla vakıf kurmuştur.

Mülkün sahibi vakfın amacını, gelirinin kimler tarafından kullanılacağını, yönetim şeklini “Vakfiye” adı verilen bir belgede düzenler ve bu belgeyi kadıya onaylatır. Kurulan vakfı “Mütevelli heyeti” yönetirdi. Heyet mülkün yakınlarından veya vali, kadı gibi kişilerden oluşturulurdu. Kadılar vakıfları sıkı denetim adlında tutmaktaydı. Vakıfın defterleri her sene kadı tarafından kontrol edilirdi. Kadı ayrıca Mütevelli heyetinide kontrol altında tutardı. Gerektiğinde uyarı verir daha sonrada kaldırabilirdi.

En uzun ömürlü ve büyük vakıflar kent merkezlerinde kurulur, sermayeleri toprak gibi düzenli gelir kaynaklarından oluşurdu. Mütevelli heyeti gelirin azalmamasından sorumluydu. Bu yüzden de bir iktisadi kuruluş gibiydiler. Vakıflarla ilk girişim Fatih zamanında olmuş, Selçukludan kalan pek çok vakfı devletleştirmiş ayrıca Türkmenleri yönetimden uzaklaştırırken ellerlindeki vakıfları da almıştır. Daha sonrasında II. Mahmut vakıflar için “Efkaf-ı Hümayun Nezareti” ni kurdurtmuş ve vakıfların sayımını yaptırmıştır. Ayrıca bazı vakıfları devletleştirmiştir.

Osmanlıda ayrıca birde kredi kurumları gibi çalışan, %10-20 arasında faizle borç para veren para vakıfları bulunmaktaydı. Bunların elde ettikleri gelirler vakıfta toplanmaktaydı. Bunlarda Osmanlı iktisadi yapısında büyük önem taşımaktaydı. Bunu dışında birde sarraflar önemli para kaynağıydı.

16.YYDA OSMANLI ÜRETİM TARZI ÖZELLİKLERİ

I. VERGİSEL ÜRETİME TABİ OLMASI
Osmanlıda topraklar devletin malı sayılmaktaydı. Devlet bu topraklar üzerinde tımar sistemini kurmuş ve vergilendirme işlemi gerçekleştirmiştir.

II. KÖY İLE KENT ARASINDAKİ PAZAR EKONOMİSİ
Osmanlıda iç ve dış ticaret canlılık gösteriyordu.

III. ŞEHİRLERDE LONCALAR VE TÜCCARLAR İKTİSADİ DURUMU OLUŞTURUYOR
Loncalar ve dış ticaret sayesinde büyük kentlerin iaşesi sağlanıyor, ordunun ihtiyaçları karşılanıyordu. Bu yüzden devlet loncaları hem destekliyor hemde denetliyordu.

16.YYDA AVRUPA’NIN İKTİSADİ DURUMU

Bu dönemin Avrupa’sında feodalite dönemi görülmektedir. Başta kral bulunmaktadır. Ondan bağımsız feodal beyler ve onların köleleri olan serfler bulunur. Ayrıca bunlardan başka hem kralın hemde feodal beylerin baskısından uzak esnafın yönettiği şehirler vardır.

I. FEODALİTENİN ÇÖZÜLÜŞÜ

Avrupa’da feodalitenin çözülmesinin başlıca sebepleri şunlardır:

1-) Avrupa nüfusunda 14.yy başlarından itibaren büyük bir azalma görülmüştür. Nüfusun azalmasıyla kırsal kesimde üretim düşmüş, Buda feodal beylerin serfler üzerindeki baskılarının artmasına sebep olmuştur. Bir süre sonra feodal beylerin baskısından bunalan köylü şehrin baskıdan uzak yapısı nedeniyle şehirlere göç etmeye başlar. Köylerde kalan köylüler de feodal beylere karşı ayaklanmaya başlamıştır. Beyler bu yüzden serflerin üzerindeki baskılarını azaltmak zorunda kalırlar. Buda Avrupa’daki feodal çözülmenin en önemi sebebi haline gelir.

2-) 15. yyda feodal beyler ardık köylü ayaklanmalarından bıkmış durumdadırlar. Bu yüzden topraklarını köylülere kiralayıp şehirlere göç etmeye başlamışlardır. Bu tarihten sonra da bir zamanlar köle olan köylü artık işçi, kiracı ve küçük üretici haline gelmişlerdir.

3-) 16. yydan itibaren topraklarında kiracı olan köylüler artık toprak sahibi haline gelmişlerdir.feodl bey kavramı ortadan kalkar. Topraklarda büyük çiftlikler kurulup bu çiftliklerde işçiler çalıştırılmaya başlanır. Böylelikle işçi kavramı ve işveren-işçi arasında ticari hukuk kavramları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu süreçte kapitalizm ve sanayi inkılabını ortaya çıkartmıştır.

Köylüler toprak sahibi olunca kentteki burjuva ile köydeki toprak sahibi birleşmiş ve merkezi devletler oluşmaya başlamıştır. Mevcut krallar köylünün ve esnafın gücünü kabul etmiş böylece merkezi devletlerin kurulmasını desteklemişlerdir.

II. 16.YYDA AVRUPADAKİ İKTİSADİ CANLILIK

16.yya varıldığında Avrupa ekonomisinde büyük bir genişleme ve canlılık görülmektedir. Bunun sebepleri ise şunlardır:

1-) 16.yyda dünya nüfusu iki katına çıkmıştır. Ayrıca Avrupa’da savaşlar bitmiş ve refah başlamıştır. Avrupa’nın nüfusu 90 milyona çıkmış, boş topraklar dolmuş ve üretim büyük bir hızla başlamıştır.

2-) Avrupa yaptığı coğrafi keşifler sayesinde coğrafi sınırlanırını genişletti. Ayrıca kolonilerden gelen kıymetli madenler de Avrupa ekonomisinin canlanmasında büyük bir katkıda bulundu. Eğer var olan üretim yetmezse kolonilerden gerekli şeyler elde edilebiliyordu.

3-) Bu dönemde Avrupa’da her devlet birbiriyle rekabet içerisindeydi ve milli sermayelerini oluşturma çabası güdüyordu. Bu amaçta merkantalizmi ortaya çıkartmıştı.

4-) Düşünce ve sanat alanında reform ve rönesasns hareketleri oluşmuştu

5-) Avrupa ekonomideki bu canlanma sayesinde üretimi arttırmayı ve buna uygun teknolojik gelişmeyi araştırmaya başlamıştır. Buda sanayi inkilabına giden yolu açmıştır. Bu dönemde Avrupa Osmanlıyı bir Pazar olarak görür.

6-) Sömürge faaliyetleri artmıştır. Bu alanda bir yarış başlamıştır. Bu yarışın sebebi ise kendisine hammadde sağlamak ve sömürgeyi Pazar olarak kullanma isteğidir.

Devletin üretimi kontrol altında tuttuğu Osmanlı ise böyle bir Avrupa karşında ezilmiştir. Avrupa ile aynı düzeye gelebilmek için en az Avrupa kadar üretmek zorundadır. Ancak Osmanlı halen kendine yetecek kadar üretim yapmaktadır. Bu yüzden çok üreten Avrupa Osmanlı pazarına girmiş ve ucuz mallar sokmaya başlamıştır. Buda halen küçük çaplı olan Osmanlı esnafını öldürmeye başlamıştır. Çünkü esnaf bol ve ucuz mal üreten Avrupa ile rekabet edemeyecek durumdadır. Osmanlı bu zamanda daha önceleri isteyerek verdiği kapitülasyonların zararını görmeye başlamıştır. Çünkü kapitülasyonlar yüzünde Osmanlı esnafını öldüren ucuz ve bol malın Osmanlıya girişi engellenemez. Böylelikle zamanında ekonomi ve Pazar konusunda Avrupa’dan çok üstün durumda olan Osmanlı birden Avrupa’nın gerisinde kalmış ve zamanında izlediği yanlış politikalar yüzünden Avrupa tarafından gittikçe ezilmeye başlamıştır.
Bu içerik internet kaynaklarından yararlanılarak sitemize eklenmilmiştir

YORUM KÖŞESİ

1 YORUM YORUM YAPILDI "KURULUŞ DÖNEMİ OSMANLI İKTİSADİ VE SOSYAL YAPISI, ANADOLU’YA GÖÇLER VE OLUŞAN YAPI, SELÇUKLU VE BİZANS ETKİLEŞİMİ, OSMANLININ BALKANLARA YAYILMASI VE BURADA İZLEDİĞİ SİYASET, MERKEZİ DEVLETİN ŞEKİLLENMESİ, KLASİK DÖNEM OSMANLI SOSYAL YAPISI, KLASİK DÖNEM OSMANLI İKTİSADİ YAPISI,"

  1. esra dedi ki 03 Kasım 13 18:37 

    Ya daha kısa yokmuydu yaa :-(






sekiz − 6 =